31 Ağustos 2009 Pazartesi

Grip olup, totocuğumdan solurken bile yapmaya çalışıyorum!


Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var(mış) !!!

Pazar sabahın köründe rüyamda tüm tırnakları kökünden yediğimi gören ben, taklalar atarak kalktım yataktan! Hemen el ve ayak kontrolü! Şaşırmayın hiç, ben tırnaklarımı yediğim vakitlerde, eller harap olmuş ve yenecek birşey kalmamış ise en iştahlı halimle ayaklarıma devam edebiliyorum! OK, OK iğrencim... Mideniz de pek bir kalktı... Ama yapmıyorum zaten artık!
Rüyanın paniği ile Pazar sabahının 9unda attım kendimi sokaklara: Manikür ve pedikür yaptıracağım! Rüyaya sebebiyet verdiğine inandığım yeni ve simmmsiyaahhh Sephora ojemi de aldım yanıma! 10 dakika sonra kuaförümün önünde hazır ve nazırım, ancak kuaför açılmamış! Haydaa, bu da nereden çıktı şimdi, diye kendi kendime söylenirken, bambaşka ama açık bir kuaförün önüne gelmişim... Girdim içeri, isteklerimi belirttim ve başladım beklemeye!
Alışmışlık başka birşey!! Kız ne yapsa laf ediyorum, nereye dokunsa zıddını söylüyorum, neden krem sürmedin, neden makas kullanmadın, neden..., neden...,neden... ve en sonunda her insan evladı gibi dayanamadı kendisi ve yarıda bıraktı o an ne varsa! Küstü ve içeriye giderken, madem bu kadar çok biliyorsun ya git kendi manikürcüne yaptır ya da al alet edavat burada kendin yap kendine, dedi!
Ehh bu da bana kapak olsun yani!
Zar zor barıştık kızla! Bu arada çok güzel manikür pedikür yapmakta!!

İncelemeye, denemeye, eğlenmeye değer...

http://www.hayalimdekiis.com/

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Tekrar yaşanmamış yıllar, yeniden...

Sezen Aksu ve Yaşanmamış yıllar! Aylar önce dinlemiştim en son, en son o zaman yazmıştım!
Aylar sonra bugün yine aynı yerdeyim!
Kısır döngü heralde!
Zamanlar aynı değil ama!Ne farkeder? İlerlemedim mi ben hiç?Yok ilerledim! Yeniden dibe vurdum, ve çıkıyorum! Daha iyi çıkıyorum! Yüzmeyi öğreniyorum her defasında yeniden! Bazen annem olmuyor ama yanımda... O zaman korkuyorum daha fazla! Ama bu aralar onunda annesi yok gibi! o yüzden o gelip bana anlatıyor, ben anneyim bu aralar... Kalp ne kadar geniş, neler almakta, ne sevgiler, ne nefretler vermekte! Ve bir an gelip damarlarını tıkamakta...
Takkk takk , takkk takkk ve sonra ses yok... çok konuşmaktan sıkılıyorum bazen, çok kalabalık olsun ben susayım istiyorum! Sessizliğe katlanamıyorum!

Uzun detoks arkası bol şarap!!

Uslan artık deli gönül!
Bak gelip geçiyor ömür!

28 Ağustos 2009 Cuma

Bir geçmişe gidip geliyorum, ayrılmayın bir yere!!


Bir blog'a takıldım!!

Bir kaç hafta önce pasta ile ilgili takılmıştım, malum annişkom'un doğumgünüydü, kendisinin moraller pek bir sıfırın altında seyretmekteydi, onunla beraber koştururken zaman bulamamış ve düzgün bir hediye alamamıştık, dolayısı ile şöyle en şekillisinden bir pasta yaptıralım demiştim içimden... Bütün bir cuma günümü kitlemiştim bir blog'a, hayranlık ve kıskançlık duygularım birbirine karışa karışa bütün blog'u hatmetmiştim...

Hatırladınız di mi? Hatırladınız hatırladınız!

Bugün de bunun deja vu'su.. Yalnız rejimdeyim, önümde de doğum günü falan yok, o yüzden pasta, kek börek çöreke değil de, çok tesadüfi bir şekilde, hayat'ı anlatan bir blog'a kitlendim! Bu sefer kıskançlık yok, görsellik çok, dil muhteşem, paylaşılanlar keyifli, azım suyu aka aka okuyorum... Zevkle!

He bu arada, size cuma günleri çok yoğunum dersem, inanmayacaksınız bana biliyorum :)

Neyse okurken okurken Hıdırellez ile ilgili bir yazıya denk geldim ve bir an kendi kendime gülmeye başladım, o gün ben ne yaptımlar aklıma gelince!

O zaman, bu blog yoktu... Başka yerlerde başka şeyler karalamaya çalışıyordum... Bir de bir adama zil zurna aşık olmakla meşguldüm o yüzden yazmıyordum sanırım... 5 Mayıs günü birbirimizi kitlemiştik MSN'de... Hıdırellez'i o hatırlatmıştı bana, bende o akşam annemlere ve gül ağaçlarına gidecektim! Ne dilemek istediğimizi konuşmuştuk! Birbirimizle ilgili bir dileğimiz yoktu, ya da vardı da dile getirmemiştik o an... Bir tanıdığının Galatasaray'ın UEFA kupasını almasını dilediğini söylemiş ve kandırmıştı beni...Arabalara takmıştık o gün, kim ne dileyecek, nereye asacak, ertesi gün ne yapacak derken gün bitmiş, ben bahçeye gitmiştim, gül ağaçlarına... Giderken yol üzerinde adını saatlerce hatırlayamadığım, şimdi de şak diye aklıma gelen, tuhafiyeci bulmuş, kırmızı bir kese almıştım!

Gülüyorum... Gülüyorum ve bunları yazıyorum... Düz çizgiyi bile cetvelle çizen ben, başlamıştım bir A4 kağıda istekleri yazıp çizmeye... Bir çöp adam ve bir de çöp kadın, çöp elleri tutuşmakta, ortalarında çöp kalp, çizimden olurda anlaşılmaz diye yazı ile de yazmıştım açıklamamı yanına... Anneme, babama, anneanneme, sunny'e, kendime upppuzuunnnn, sağlıklı, mutlu bir hayat dilemiştim... Araba çizdim bir de... Onunla ortak kararımız üzerine.. Çizimden en eski model vosvos görünen arabanın yanına, yine yanlış anlaşılmasın diye marka model belirtmiştim itina ile!Sonra bir dolu bozukluk ile asmıştım en sağlam gül dalına kırmızı kesemi, Hıdır Baba'ya sevgi ve saygılarımı göndererek! Bütün gece konuşup, gülmüştük telefonda!

Önemli olan ertesi gündü! O keseyi oradan söküp denize atmakta ve arkasından dileklerin gerçekleşmesini istemekteydi sıra! Ayağı çok yeni eline almış, koltuk değnekleri ile kapladığı alan iki otobüs koltuğuna eş değer olan ben, sabahın köründe Menekşe sahiline çektirmiştim arabayı, elimde kırmızı kesemle... Sabahın 7sinde koltuk değnekleri ve kırmızı kesesi ile kayaların arasında hoplayan hatunu gören park görevlisi, bulaşmaya çekinmiş olmalı ki bana, ücret istememişti, üzerine bir çay ısmarlarken müesseseden...Bildiğin duayı oku demişti annem, tek bir dua bile bilmediğine emin olduğu kızına, yeterki içinde biraz Allah biraz da Bismillah olsun ve iyi dile! Ben sanırım bir potburi dua sunmuştum, ulaşması gereken mercilere, sonra da iki değneğe dayanıp savurmuştum kesemi Marmara Denizine... O da ne? Dengenin kaybolması ile çok uzağa fırlatılamayan kese karaya vurmuştu, benimle dalga geçercesine! Daha o zaman anlamalıydım, bu keseden birşey çıkmaz diye! Ve de daha o zaman düzgün öğrenmeliydim en azından birkaç duayı! Ben yine de birşeylere inanmışım, Hıdır Baba'ya da o kadar güvenmişim ki, değnekleri elimden atıp, ayağımda dize kadar alçı ile kayaları aşağı inmiştim! Hala bilmiyorum, düz yolda iki sağlam bacakla yürümeyi beceremeyen ben, nasıl oldu da o vaziyette uçmadım denize?! Hıdır Baba'nın illa bir kerameti vardır diyorum size!... Yüzüstü yatar pozisyonda kırmız kesemi iki kayanın arasından kurtarıp, ennnn uzaklara fırlatmıştım var gücümle...

Ne mi oldu? Ben şahsıma kesinlikle üçün birini aldım... Şükür sağlık iyi, üzerine bir yerlerimi kırmadım yaralamadım! Adam çok kaypak çıktı ama, acaba kurşun kalemle çizdiğim için mi ??

Neyse, Hıdır Baba seneye duy sesimi, resimleri de beğenmediysen, daha eli yatkın birine çizdiricem! Bu sefer bonkör de davranırım, 10 kuruş yerine 50likle dolduracağım kesemi! Bu kadar rüşvetin olumlu bir getirisi olmalı! 248 günüm var önümde, iyi plan yapmam gerek!!

Kimse kim?!



Seni kimse seyretmiyormuş gibi danset...
Kimse dinlemiyormuş gibi şarkı söyle...
Sanki hiç incinmemişsin gibi sev...


(çok yeni keşfettiğim, çok tesadüfen keşfettiğim, çok keyifle takip ettiğim bir blog'dan alıntıdır!! Blog kardeşliği mi ne diyorlarmış buna, ondan işte!)

Bir ki deneme-bir ki...Çi köfte - sesim geliyo muuuu?

Dümtek dümte dümteka dümtek
İşte hayat hep böyle geçecek
Çektiğim dertler artık yeter
Bu hayat bir gün zaten bitecek...

Güneş Apartmanı sakinleri...

İki sene falan önceydi ikametgah değişikliği ile zaten uzun zamandır yaşamadığım, kısa bir mola verdiğim baba evinden çıktım, ve çocukluğumun, gençliğimin geçtiği mahalleye geri döndüm... Aradık taradık ailece, en güvenli olsun, en güzeli olsun, en temizlenebilecek büyüklükte olsun, en kendimi bulmak için içinde telefon etmem gerekmeyen olsun denen evi.. Ve sonunda bulduk da! İrfaniye sokağın Güneş apartmanı, semtin yüzlerce sokağına inat yegane geliş gidiş olan, tek yön levhalarının özgürlüğünü sınırlamadığı, kişilikli sokağı... Güneş apartmanı ve onun çatı katı sevimli gelmişti çok bana! İçinde oturan zat-ı muhteremin iç karartan dekorasyonuna rağmen! Ondan sonra başka yerlerde gezmiştim, ama aklım ve kalbim Güneş apartmanının çatı katında kalmıştı! Tutmaya karar verdim sonunda, ancak tek başına yaşayan, 40lı yaşlardaki zat-ı muhteremin oturmasına, ekseriyet ile eve karı kız atmasına aldırmayan apartman sakinleri ve ev sahibi benim taşınma isteğim ile birlikte 3 adet konsorsiyum düzenlediler. İlkine tek başıma, ikincisine ailemle, sonuncusuna da yazılı sınava girmek için katıldım! Belliydi ve kabullenmiştim bu apartman da en az benim kadar sıyırık diye! Bir ay süren yoğun toplantılar sonrasında oy birliği ile taşınmamı kabul etti Güneş apartmanı ahalisi! Bir iki patlak lastik çıktı, zaten onlar halen daha otoparkta yerimi kaparlar, ben oraya park ettiysem ertesi sabah tüm sileceklerim havadadır! Bir ayın sonunda alınan izin ile birlikte, aylarca içinde oturan zat-ı muhteremin çıkmasını, duvarların boyanmasını, mobilyaların gelmesini bekledim! Bana kalsa badana boya biter bitmez bir çadır kuracaktım salonun ortasına, başlayacaktım Güneş apartmanının güneşli çatı katında yaşamaya! Ama oyunları kurallara göre oynamayı çok seven bir babam var benim! Dolayısı ile bekledik... Badanacıyı bekledik, mobilyaları yapan adamı bekledik, temizlikçinin tatilden dönüp evi temizlemesini bekledik, elektrikçiyi bekledik, Paşabahçe'nin çatal bıçak, bardakları getirmesini bekledik, buzdolabını bekledik, bekledik de bekledik... Sonra tüm bu beklemeler bitti ve ben ilk gecemi hatırlıyorum yeni evimde :) Tek başıma değil, gavur sevdicek ile beraberdik... Evimizdeydik... bol bol seviştik, film seyrettik, daha o zaman, onunla; L-koltuğun gayet gereksiz ve rahatsız bir mobilya parçası olduğunu keşfettik, sabah uyandık ve ilk kahvaltımızı yaptık... Mutluyduk yani! Ben mutluydum en azından, şimdi şahsın arkasından konuşmayalım!
Güneş apartmanı sakinleri, önce beni sonrasında da gavur sevdiceği çok benimsediler! Onun olmadığı ilk zamanların birinde giriş kat komşularım tarafından sorguya çekilip annemin, babamın, kocamın olmadığı keşfedilince, apartman anne ve babam seçmişler kendilerini, gün aşırı bana çaya kahveye gelmeye başlamışlardı! İşten akşamın pil bitmiş bir saatinde gelinilen çatı katının kapısında, "uğradık yoktun", "aç mısın, yemek bıraktık", "yarın yine geliriz, evde ol" gibi notlar uçuşmakta, apartmana hoşgeldin dönemi bu heralde diye düşündürmekteydi beni!

Değilmiş!!

Evde olduğum süreçlerde sürekli bir bana gelme halleri var diğer sakinlerin, bazen ne konuşuyoruz, niye konuşuyoruz anlamıyorum! Çaya geliyorlar, kahveye geliyorlar, ben onlara fırında çikolata yapıyorum, kapıma yöresel yemekler bırakılıyor, alt katın kızı kaçıp bana sığınıyor, sapık komşum asansöre binmek için beni kolluyor, çünkü kokumu çok beğeniyormuş, genç çift kavga ediyor, çocuklarını anneanneleri uzak diye bana yolluyor, gavur sevdiceğin gitmesine hepsi benimle beraber ağladı, sonra gelen gidenleri hep benimsediler, sarhoş hallerime alıştılar, eve yeni birşeyler almış mıyım diye kontrol için devamlı gelip gittiler, yazın bir Fin Hamamı özelliği taşıyan evimde klima çarpması yaşayınca ilaç getirdiler, ayağımı kırınca kekler börekler yapıp, her ne kadar baba evine geçici dönüş yapsam da her gün aradılar, balkonumdan aşağı kafayı bulup rakı dolu balonları atan arkadaşlarımı çektiler, müziğimin volümlerine katlandılar ve bu hafta başında yapılan apartman toplantısında beni yönetici yardımcısı seçtiler :))

Seviyorum Güneş apartmanı sakinlerini, evimi, rahatsız L-koltuğumu, değer verdiğim birkaç adamın yastığımda bıraktıkları izleri, onların orta odadaki hayaletlerini, elleri kocaman apartman görevlimi, giriş kattaki zoraki anne ve babamı, sürekli evden kaçan ruh haline anlam veremediğim komşu kızını, sileceklerimi halen daha kaldıran, bir gün sinirlenip o silecekleri kafasına anten yapacağım komşumu, ve yönetici yardımcısı olmamı! Ne yapar yalnız bu yardımcı, görev tanımı nedir, daha bişi demediler! Para topluyorsam ne ala, ama öyle usta çağır, asansör bozuldu gibi konular da bendeyse, konuşmak lazım görevim tam olarak başlamadan!

27 Ağustos 2009 Perşembe

Olan biten karşısında...

Söyleyecek söz kalmayınca, bugün böyle!!
Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete, cümleten hem de!
Azına sıçtığımın iki boyutlu, adam sömüren, kendi kıçından başka kıç kollamayan, asalak, katile ödün veren, masumu ters yüz eden politika ve politikacıları! Şerefsizler ülkesine çevirmektesiniz gözünü sevdiğimin Türkiye'sini!! Bizde ne koyun millet çıktık yaaa, amma sindirilmişiz, hiç mi söyleyecek birşeylerimiz yokmuş, güçte mi kalmamış, derman da mı? Tam enseye şaplak şeye parmak toplumu olma yolundayız, yazıklar olsun!

26 Ağustos 2009 Çarşamba

ALaCaKaRaNLıK...


SONSUZA KADAR YAŞAYABİLECEĞİNİ BİLDİĞİNDE NE İÇİN YAŞARSIN Kİ?

Voulez-vous coucher avec moi ce soir?

Yok yok kimseye sormuyorum bunu...
Ama oturup "Ben eski sevdicekler ile nerede nasıl seviştim" diye bir başlık atmak bana bile ayıp gelince böyle yazayım istedim...
Ramazan geldi hoşgeldi, 11 ayın sultanı vesselam. Bu ayda yediğim hurmayı hiç bir zaman bulamamaktayım ama bana ifade ettikleri diğer aylardan daha farklı değil bu sene... Dolayısı ile dün akşam çok sevdiğim bir hatuncuğum ile buluşup, benim evde Büyülübağ İris Rose şarabımız yanına bol abur ve cubur ile keyif yaptık! İki hatun kişi bir araya gelip, malumunuz her daim ülkeyi kurtarmıyorlar! Öyle devamlı heriflere de pok atmıyorlar ama!! Kalp kırığı, koltuk döşemesi, yeni sezon, despot patron, siyah oje, Sezen'in açılımı, Fener'in sezona harika başlangıcı derken ilerleyen saatlerde konu döndü dolaştı eski sevdicekler ile sevişmelere geldi! Adamların tersine biz kız tarafı, fazla konuşmayız böyle detayları, gereksizdir çünkü bizce, seviyoruz ya, hal ve gidişatın pek önemi yoktur, yeterki sevişmeden uyumayalım, sarılmadan uykuya dalmayalım...

Allah'ım ne cevherler saklıymış içimizde, neler neler yapmışız, aslında nelere çok takmışız! Kahkadan ölen insan olarak tarihe geçecektim dün akşam, ki kahkalarımın volume ayarsızlığı ve konunun alınan alkol oranı ile çook yüksek sesle tartışılması hasebiyle, bu akşam eve döndüğümde karşı komşumdan sitem dolu bir uyarı almış olabilirim!
Buyrun efem dün geceden çıkan sonuçlar aşağıdadır:
  • Kalabalık iyi hoş da eşi kaybedersen sonu vahim olabiliyor. Kaybolan eş ile ilerleyen zamanlarda birbirine girmek de cabası.
  • Gavur sevdicek, hakikaten gönülden sevilmiş, sevilmiş ki altı sene boyunca bir bamyaya katlanılmış! Bir de her daim yan yatar pozisyonlardan, ağır spor şartları da eklenince kalça kapsülü zarı yırtılmış! (Aman derim çok sancılı bir rahatsızlık! Üstelik sadece futbolcularda olması, siz futbol oynamıyorsanız doktor ve aile tarafından detaylı sorgulanmanıza sebep olmakta! Diyemiyorsunuz da benim adam yatakta bir pozisyon bellemiş, ehhh bu vücutta etten, kemikten, yaylıya bağlayınca durumu zar da yırtılır, kalça da kalır wallahi yatakta)
  • Arabada sevişecez diye fantezi yaparsanız, ya kenara çekip bir kuytuda durun, ya da baştan kaskonuzu kontrol edin! Hele ki hele, huşu içinde salınırken kendi dünyanızın patikalarında, trafik lambasına çarparsanız, asıl orgazm orada başlıyor!
  • Kalbi çok kıran en son sevdicek gibi bir adam bulduysanız eğer, iki ara bir dere demeyin bol bol sevişin! Var işte böyle adamlar, 30 senelik ömürde "Budur anasını satayım, sabaha kadar mokoko" dedirten! Ben kendisine kızsam kırılsamda, halen daha " Bayırlara kaçır beni, tırmala beni kaşı beni" şarkısını armağan ederim! Allah sahibine bağışlasın :)
  • Asansör, sinema, otel tuvaleti, plaj kabini gibi umumi alanları hoyratça kullanmayın, zamansız kullanmayın, sesli kullanmayın, çok sessiz de kullanmayın, o zamanda zevki çıkmaz, kalabalık kullanmayın, heyecanlanın ama kendinizden geçmeyin, rahat giyinin ama kombinezondan da bahsetmemekteyim! Millet fikir ve zikiri anında anlamak durumunda değil!
  • Bol bol eğitici ve öğretici filmler seyredin! Sektör çok gelişmekte, alet edavat pek bir iştah kabartıcı, öğrenilmesi gereken bir dolu aksiyon var. Hani siz bilgilisiniz, ama kader bu ya hödüğün birine denk geldiniz, inanın ve güvenin bana, herkes eğitilebiliyor! Takın DVD'yi, girin internete biraz yol yordam öğretin kardeşimize! Hem sevaba gireceksiniz, hem de gerçekten eğleneceksiniz!
  • Kafa iyi olunup can dost ve erkek arkadaş ile girilen yatakta, sakın erkek arkadaşınız ile fingirdeşmeyin! Can dost uykulu ise, bir uyarmakta, iki uyarmakta, üçüncüde öyle bir tekmelemekte ki siz, erkek arkadaş ile birlikte uçmaktasınız yataktan! Demedi demeyin, yoksa tüm gece koyarsınız buz torbasını sevgilinizin şeyine - neresi üzerine düştüyse artık-!
  • Sevdiceğin aile fertlerinden en yaşlılarının olduğu bir ortamda sevişecekseniz illaki, lütfen kapıları kitleyin, olmadı kapının arkasına sandalye masa dayayın! Bu yaşlıların dur'u durağı yok! Odaya daldı mı uygunsuz bir pozisyonda, kaldırmak zorunda kalabilirsiniz ilk acil servise! Heves kursakta kaldıya mı yanalım, Acil serviste sorarlar nedendir bu kalp spazmı sebebi diye, ona mı cevap verelim... FENA!!
  • Sevişmenin 5. dakikasında "Eeee hadi ama herşeyi ben yapıyorum" diyen adamdan, seksi çamaşırınızı çekip fellik fellik kaçın! Herşey buysa, gerisi sizi tatmin etmeyecektir zaten, Zaman kaybına da, adamı dövmeye de gerek kalmaz!
  • Seksi iç çamaşırınız demişken, bu özeni bir tek bizim gösterdiğimizi kabul edin artık hemcinslerim! Erkek milleti tek düğme bir yaratık! Düğmeyi hangi işlem için çevirirsen ona odaklanmakta! Adama sevişelim dediysen, sevişecek o! Ama hem sevişelim, hem de sevişirken yeni aldığım, SENİN İÇİN aldığım, iç çamaşırlarımı da gör derseniz, kitlenme ihtimali çok yüksek! O yüzden siz yine kendinizi tatmin edin, alın giyin, takın, ama bütçeye zarar vermiş olan yeni çamaşırlarınızı ilk 10 saniyede caaarrtt diye yırtan adama da bozuk atmayın! He giyersiniz bunny outfit'i, ya da Bavyeralı seksi hemşire berenizi, o zaman tutulur belki adamın nutku, cinsten cinse değişmekte, bilemem!

Kelin merhemi olsa başına sürer misali tüyo verir moddayım, haşa ne haddime! Ben bir geceden çıkan ve başa gelenleri anlatmaya çalıştım!

Ne olursa olsun, bol bol, keyifli keyifli sevişin! Hem kalori yakıyor, hem kafalar 1500, hem de hastalık derecesinde güzel birşey birbirine uyumlu iki tenin senkronize olmasını ümit ettiğimiz hareketleri! Ben bu aralar her türlü rejimdeyim, neden niye yok, vücudu, kalbi, beyni rektifiyeye soktum! O yüzden siz benim içinde sevişin!

25 Ağustos 2009 Salı

Ben dedim ama kimseye dinletemedim ki!!!


Life is beautiful...


Kalmayacaklar gelmesin artık!
Gideceklerde nereye defolup gideceklerse gitsinler!
Herkesin hüsnü kuruntuları ile cebelleşmekten, satış pazarlamadan sıkıldım! Neyse o'yum diyenler neredeler? Neden bu kadar teknik geliştirme?
Fair play'den kimsenin mi haberi yok, yoksa belden aşağı vurmalar kırmızı kart ile sonuçlandığında işine mi gelmekte milletin, bu oyundan kaçıp başka oyunlara parmak atmak?
Yüzüme bakacak, baktığında da gözlerini kaçırmayacak, geçmişi sorgulamayan, geleceğe sağlam basarak gireceğine inananlar istiyorum çevremde!
Hayat zaten çok çekilmez olabiliyor zaman zaman, bir de abuk sabuk tavırlar, kendini bulunmaz hint kumaşı sanmalar, yalan konuşmalar, yanlış gülüşler, sahte dokunuşlar, ayrı ve kopuk hayatlardan sıkıldım!
Anlayın artık, anlayın ve rahat bırakın: HAYAT TÜM YAPTIKLARINIZA ve ANLAMSIZ ACITMALARINIZA RAĞMEN ÇOK GÜZEL!!
Dimdik durabilecekler yanımda, gerekirse karşımda, sımsıkı sarılabilecekler sokakta ve yatakta, gözünü kaçırmadan konuşabilecekler, saklayacakları olsa bile ortaya çıkarsa tabanları yağlamayacaklar... Siz ayrılın lütfen sıradan! Ve kapıların arkasında saklanmayın artık, çıkın karşıma!

24 Ağustos 2009 Pazartesi

.... MORE THAN....

More than Batman ve More than Dinosaurs !!!
nihohahha koptum bunlara! :)

Geçtim düşler sokağından, bir gece vaktiydi...

Sakin bir haftasonu...
En geç 23.30da yatağa kavuşmalar... Sabah 10lara kadar gözü çok zorda kalınmadıkça (kalkıp tuvalete yürümek gibi zorunluluklar) açmamalar... Uyandıktan en geç 2 saat içinde tekrar en çayır çimen, en sakin, en püfür püfür esen kuytularda uykuya dalmalar... Hareket sadece günde iki saat gidilip, can çıkarılan spor ile sınırlı ve sürekli uyku, uyku,uyku... Uyandırmasalar, aynı insomnia'm gibi bu porsukluğumu da çok güzel devam ettirebilirdim aslında...
Bu arada rüya görmem, görsem de hatırlamam diyen ben ne rüyalar gördüm anlatamam... Anlatamam zaten sanırım çünkü gördüğümü hatırlamamın tersine ne gördüğümü tam olarak hatırlamıyorum yine...
ama bir keresinde dünyayı kurtaran ajanım, oralardan buralardan atlıyorum, yangınlar bombalar, koşmalar, birilerini öldürüyorum ve kaçıyorum... Hatun kişi olarak başladığım rüyada arada bir cinsiyet değiştirmekteyim o da twisted mind'ımla ilgili bir durum olsa gerek :) Taş gibi adam ve kadınlarla beraberim! Sonra birinde eski sevdicek ile mutluyuz, beraberiz, gülüyoruz, eğleniyoruz... Hatta o kadar mutluyum ki gecenin sabah dönen bi köründe kendi kahkaham ile uyanıyorum! Bir sigara yakıp, bu sefer uyanık, gülmeye devam ediyorum sabahın nemli rüzgarında, balkonumun yerlerinde... Başka bir rüyada eski arkadaşlar ile, eskiden tanıdık bildik sokaklardayım... Kayboluyoruz, buluyoruz, yağmurlar yağıyor, yapmak istenilenler olmuyor, sıkılıyoruz, sıkışıyoruz ama beraberiz... Ve daha bir sürüsü!!!
bu haftasonundan çıkarılacak ders: bu kadar fazla uyunursa organik beyin sendromu olunabilmekte! rüya ile gerçek birbirine karışmakta!
Ama bir de uykum var, yani şuracığa kıvrılsam uyurum :))

Give me a break!... diyenler için!!

Tamamen bomboş, sakin, bol uyunan, sıfır alkol tüketilen, oto boka sarılmayan, ot bok içilmeyen, kendi çapımda zen bir haftasonu! Hatta cumartesi 15.30 itibarı ile şarjı biten Blackberry'nin fantastik bir renkte yanan ışığı dışında başka hiçbirşeye tepki vermemesi 21. yüzyılda cep telefonsuz cillop gibi yaşanacağını gösterdi bana! Neyse bunlara daha sonra gireceğim, bu yazı ufak bilgi vermek için!!
Çok sevgili üstadım, Drop Che'm festival diyerek kaçırmanın hüznü dolu bir yazı yazmıştı geçenlerde! Hemen üstüne hafta sonu gazetelerin birinde DO!BREAK'i buldum/okudum. Üstadım, belki senin düşlediğin, istediğin festivaller gibi fantastik değildir ama bir bakmakta fayda var :)
DO!BREAK uçak, otel, araba gibi konuları tamamen bir araç olarak kullanıp, sizi dünyanın dört bir yanında festivallere götürüyor! Bu almanya'nın oktoberfest'i de olabilmekte, İtalya'nın La Tomatina festivali de... Cold Play konserini de seçebilirsiniz Barcelona'da, Venedik karnavalına da gidebilirsiniz maskelerinizin ardına sığınıp! Bütçe nedir, katılım nasıldır bilmiyorum ama ben sıkı markaja aldım siteyi, gitmek isteyeceğim bir kaç event olabilir! Bir de motto'larına bayıldım...
D eğişeceğiz
O ğreneceğiz
B eraber eğleneceğiz
R utini bozacağız
E ertelemeyeceğiz
A ra vereceğiz
K eşfedeceğiz
Bence hepsine tamam, walla!
Bir başka ilgimi çeken haber de GAP YEAR konsepti oldu! Tüketim toplumu olan bizlere, ufak bir açıklama, GAP'te indirim falan yok, bu sene de GAP'in senesi değil!! Gap Year, daha çok üniversite, ya da yüksek lisans tayfasının mezun olunca bir dönem gönüllü olarak dünyayı gezmesi, ya da dünyanın herhangi bir yerinde gönüllü olarak çalışması! Yer olarak sınırınız yok! hindistan'dan Çin'e Fas'tan Brezilya'ya istediğiniz yere gidebiliyorsunuz! Bazen hiçbirşeye gönüllü olmadan sadece bu tür organizayonların yönlendirmesi ile dünyayı dolaşabiliyorsunuz! Benim için biraz zor, benim bir gap year vermem demek, pederin gap'ten gitmesi demek olabilir :) :) ama ilgilenenler için araştırdım, en güzel ve detaylı bilgiler ve gap year'cıların deneyimleri www.gapyear.com adresinde!! ama güzel, mümkünse kısa bir plan yapar, beni de dahil ederseniz, söz kaçarım sizinle beraber!!

21 Ağustos 2009 Cuma

Jon Kortajarena...


YAVRUUUUUU!!! AZ BEKLE ORDA! BORNOZU KAPIP GELİYORUM!!
(Bir Brian Atwood ayakkabı çekiminin karelerindenmiş bu!! Yukarıda poposunu gördüğünüz arkadaşın yüzüde pek bir ŞAHANE! Çok kaldım yüzü ve yukarıda ki poz arasında! Sonra içimden bunu koymak geldi! Umarım seversiniz sizde! :) :) )

ArTıK bÖyLe OLsUn iStiYoRuMmMmm...

Ve MüMkÜnSe BaYaĞı uZuN biR sÜrEdE KALSIN !!!

Gitti Gidiyor.com

Aşk mavisi tükendiyse o boşuna denizde
Bil ki diken diken bir çamurla örtülüdür sığlığı
Niye enez bu zambak diye sordular mıydı
Aşksız geçen günlerinde örselenmiş, de

By Metin ELOĞLU



Gitti melek olduğuna inandığım adam... Gidiyor ya da bugün yarın! Herkes için hayırlısı olacak! Ben zaten gitsin istiyordum ne zamandır, hissetmezsem daha rahat ederim diye...Uzakta olacaktı, varlığı etrafımda dolanmayacaktı, evdeki hayaletini zaten diğer birkaçı ile birlikte orta odadaki kırmızı koltuğa oturtmuş, kapıyı üstlerine kitlemiştim... Her gün görmeyecektim, sesini zaten uzun zamandır duymuyordum, yüzünü çook özlemiştim! İnsan nasıl bu kadar kusacak kadar sinirlenir, üstüne bu kadar gereksizce özler, en okkalısından küfreder, her sabah uykusundan uyanınca bir posta öldürür, sonra gün içinde kazar kazar mezarından çıkarır! Aman bana sakın aşk falan demeyin, aşk böyle bir hastalık değil, olmamalı! Aşık oldum diye insan kendi beynini ekmek ve su katarak yiyorsa, sıçayım ben böyle aşkın içine...

Hadi bir sürüsünü aştım, ruhu temizledim, orda burda, onunla bununla sürttüm, rahatladım... Şimdi bu bilinen, ama isteyip istemediğimi çözemediğim veda nereden çıktı?! Nasıl bir insan evladı aynı kişiye devamlı veda modunda olur anlamadım da hiç? Adam sürekli bir "hak helal olsun, öpelim, el sıkışalım, kendine iyi bak, görüşelim" modunda... Bu kısır döngüden çıkamıyoruz o yüzden habire vedalaşıp, bir süre sonra yine karşılaşıyoruz?! Birden fazla veda etmek aynı insana; bünyeye zararlı kesinlikle, aklı da karıştırıyor...

Neyse, üçmilyonsekizyüzkırkbinaltıyüzyirminci vedamızdan sonra dün, melek adam artık ıssız adam oluyor... Gitmek isteyene hiç kal demedim hayatımda, seslice, o yüzden yolu açık olsun en iyi dileğim.

Çaktırmayın ben Çomar'ı arkasından yolladım! Sahip çıkarlar birbirlerine belki, ya da Çomar benden komutu alırsa ısırır kaçar bu adamı popocuğundan!

20 Ağustos 2009 Perşembe

HaLı SaHa TaKıMıMı KurDum!

Maçlara bekliyorum herkesi!! Kombine ve bilet fiyatları için konuşalım, anlaşırız!

Size, özellikle hemcinslerime ve orta şekerlerime, bomba bir takım hazırladım!

Taraf gazetesi 14 Ağustos Cuma günü spor sayfasında futbolun transferlerinden bahsetmiş, ama artık sıkıldık Rijkaard'dan, Topuz'dan, bizim yeşil sahalarda görmek istediklerimiz diye listesini yapmıştı. Listede kimler yoktu ki... Adriana Lima kalede, Gisele Bundchen santrafor, Bar Rafaeli defans... Bende oturdum kendi listemi yaptım, sizlerle paylaşmak istedim!

Beğenen, isteyen kendi takımını kursun, kiralayalım bir halı saha, bunlar oynasın biz keyfimize bakalım :) Yalnız sahaya inmek, oyuncularımın orasını burasını karıştırmak, gereksiz bonservisler ile gözlerini boyamak yok! Çok uğraştım, benim onlar!!

Kalede, hepimize hitap edecek cazibesi ve vahşi teknikleri ile PENELOPE CRUZ. Sahanın gerisinde, nerde oynadıkları hiiiç umurumda olmayan, gol atsalarda atmasalarda sevmeye devam edeceğim ve özellikle soyunma odası toplantılarını uzun tutacağım beşlim:


JAMIE DARNON

DAVID BECKHAM
BRAD PITT BEN HILL
MICHAEL GSTOETTNER

La Lala LalalaaaalaLala...


Enerjik gün, lalalLLalalla...
Nasıl oldu hiç bilmiyorum, LaLALALAlalaaa...
Halbuki sabah çok boktan kalkmıştım, aman da lalalLalalala!
Şimdi nasıl bir anda böyle döndü lalalLLalala ?!?

Ahhh bir keyifli, bir hafif, bir mutlu hissetmekteyim şu an anlatamam! LalalalaLaaa, bir posta daha o zaman!! N'oldu iki dakika da böyle, anlamadım da? Gerçi annemin abuk ama bir o kadar komik telefonu halet-i ruhiyeyi tetikleyen ilk elle tutulur sebep! "AMAN KIZIM DİKKAT, BUGÜN SURİYE ÜZERİNDEN GELEN RÜZGARLAR NEDENİYLE KUM FIRTINASI OLACAKMIŞ!!?" Neye dikkat edicem tam anlamadım? Bu kallavi cüsseyi Suriye'den buralara hiç işi yokmuş gibi gelen kum fırtınası mı uçaracak diye düşünmekte benim naif annem? yoksa üç beş kıtır kum yutarsam diye mi korkmakta? Ya ben bok yemiş hatunum, kum kaç yazar? - Ki bu "bok yemek" bölümüne fazla takılmayalım, ama yedim gerçekten ve gerçek bok! At boku...Tamamen çocuk saflığı ve faytona ilk defa binmenin sarsakça büyüsü ile ağız bir karış açık etrafı seyrederken, benim milli olduğumu bilmeyen at, ihtiyaçı görüp kuyruğunu itina ile salladığında uçuşan tüm parçaları ben yakalamıştım, en genişinden açık ağzım ile! O gün bugündür ne fayton severim, ne at... He, bir daha bok da yemedim -

Amaaaan bok yemişim yememişim, ben böyle koşmak istiyorum şu an mutluluktan, böyle iç kabarmaca falan! Hayırlara vesile, genelde böyle havalanış sonraları benim motorlardan biri ya da tümü hep durur, acil iniş yaparım! Ufff, o da umurumda değil :) anlatabilmekteyim mi derdimi? acayip lüzumsuz dans etmek istiyorum, böyle hoplaya zıplaya, çıplak ayak, ellere kollara hakim olmadan :))

19 Ağustos 2009 Çarşamba

LİSTEM :)


  • my family
  • sunny
  • Pamuk
  • sex
  • Ben&JerRy's caramel chew chew
  • being lazy
  • weed
  • Johnnie Walker Red Label, double, tek buzlu
  • food
  • my friends
  • sleeping
  • my flat
  • Fenerbahçe
  • him, and the previous him, and the two times previous him, and the five times previous him, and ...FUCK :)) Bu tamamen farklı bir liste olmalı!
  • driving
  • Haribo Cola
  • bol tereyağlı, soslu iskender
  • magic mushrooms
  • simplistic lifes
  • rakı&balık&güzel muhabbet
  • .....
  • .......
  • ...........

Shake it up şekerim, ki tutamayalım zamanı, da cadı kazanında yanmadan...

Hoptirininaynoommm nay nay ninay nooom, durumları değil...

Muhteşem bir Kenan konseri sonrası halleri...

Dün akşam Kuruçeşme Arena'daydık kendisini görmek için!! Son yılların en başarılı konserlerinden birini verdi bence Kenan! Kuruçeşme Arena yıkıldı ya da Kenan'ın yorumu ile İstanbul çıldırdı dersem yeridir! Ortaokul 1'den beri severim ben bu adamı! O zamanlar aşk mektupları yazar, okuldan hiç sevmediğim bir kız karşı dairesinde oturuyor diye bütün gün kızı çekmek sureti ile tek gözüm kapı deliğinde Kenan bekler, dolayısı ile göz kayması hastalığına tutulur, Kenan albümleri yanında bir dolu parayıda göz hastanesine döker, ama anıra anıra en ezberden şarkılarını söylerdim... Çok ciddiyim, bir ortaokul günlüğüm var Kenan diyorum başka birşey demiyorum!
Kalpler çiziyorum, okun ucu ona kıçı bana bakıyor falan!
Mektuplar pek bir içten, pek bir naif ve umutsuz aşkla dolu, bu yazdıklarımı belki de hiç okumayacaksın diye sitem ederken!! Bir de nasıl bir parfüm kullanıyorsam o zamanlar, maşallah halen daha kokmaktalar!? Allah'tan yollamamışım hiç, adam öldürür wallahi böyle bir hacı misi!

Sonra Şaziye günleri vardı Kenan'la... Benim jenerasyonda, frekansı ve zevki de tutanlar bilirler, mağbet gibiydi bir dönem! Mesela beni babam ilk Şaziye'de basmış, elimde içki sigara yakalamış, arkadaşlar ile evden kaçılan bir gecenin sabahına karşı, kendince asi ve arsız kızını, toplayıp eve götürmüştü... Bizim ekip arasında pek bir süksem olmuştu, herkes bana gülecek diye beklerken, çünkü babam gayet cool içeri girmiş, kızının içki ve sigarasını bitirmesini, arkadaşları ile vedalaşmasını beklemiş, yüzsüz kızı çıkarken bile kafası bir dünya olduğu için hopçikişıkıdımşıkıdım modunda mekanı babasının kolunda terk etmişti! Sonra Kenan ile birlikte aşk oyunu, baş harfi ben, dön gel, eksik hayatlar, hiç bana sordun mu?, Ara beni Lütfen, kurşun adres sormaz ki, yazmışsa bozmak olmaz, unutarak kurtuluyorum, ağlayamam, aşk tanrısı, ve en yenilerinden sevdim, en kıymetlim, etme ve böyle yüzlercesine değişmeyeceğim beyaz yalan vardı/var...

Seneleri toplamıştı Kenan dün gece sahnede!! Ve herkes gitti geldi bir yerlere her şarkı ile! Ben beyaz yalan ile çok yakınlarda, daha bu yaz başında Bodrum'da bir arabanın içindeydim :) Türkbükü'nün bomboş halinde Hoca'nın yerine gitmek için arabayı park ediyorduk bir toz toprak otoparka, bize patatesli gözleme ikram etmişlerdi, o çok sevdiğimi bildiği için HaberTürk'ü almıştı bana, bir de dudakların güzel demişti... Başka bir şarkısında apayrı bir yerde, apayrı kişilerle, apayrı anılarda :) Haykıra haykıra söyledik şarkılarımızı yanımda kardeşim olsa bu kadar seveceğim Bıdık'ım, telefonumda iki can dostum, en dostum ile! mideyi ucundan düzelten ben, yemeğe değil içmeye verince kendimi birkaç utanmam gereken hareket de yaptım bazı şarkılarda, ama sabah öğrendim ki adamın da kafası iyiymiş :) anlamamış!

Kenan nur ol, var ol! Seninle hep ucuz atlatıyorum vukuatları!!

ALAÇATI notları...


  • Burayı da kirletiyoruz... İnsan kalabalıkları ile... 3 senedir üst üste aynı dönemler gibi gidiyorum, her seferi daha kalabalık, her seferi daha bir yapmalaşıyor... Gidiyor muyum ama gidiyorum! Neden mi? Sakızının tadını sevmesem de, sakızının kokusunu duymak için! Sabah herkesler uyurken, arnavut kaldırımlarında yürümek, sokak köpekleri ile oynamak, köşedeki fırından sıcacık poğaçaları koklamak, o saatlerde sokakların kendine ait olduğunu hisseden, geri kalanlarda o köye emanetmiş gibi evlerine kaçıp sığınan köylüleri seyretmek, pazarından üzüm almak, kahvesinde Fotomaç yanı sade kahve ile keyiflenmek, Sardunaki'nin rüzgarda çınlayan rüzgar güllerini duyarak uyanmak, akşam üzeri bahçesindeki çardakta uykuya dalmak, Mehmet ile keyifli sohbetler, ve buz gibi denizinde kalbimi hissetmek için...
  • Kelebek, Günaydın, Şamdan gibi günlük ve haftalık yayınların tayfası ve mekanları her daim tıklım tıkış ama ben bir kısmını övüp bir kısmını yereceğim bu sefer! Öncelikle hayatımda ilk defa ZEHİRLENDİM !!! Bendeki işkembe fazla insanda yoktur; herşeyi yer herşeyi de pek bir güzel öğütürüm! Herkes bir lokma alıp, hastanelik olurken ben kazanı kaldırır, sonra onları hastanede ziyaret ederim. Ama bu sefer olmadı, ki ya bünye zayıfladı - pek mümkün gözükmemekte şu an için - ya da malzeme kalitesi hakikaten çok vasattı. Hayır sadece bana olsa alkol ile karışık ortaya birşeyler yaptık diyeceğim, ama cüssesi benim yarım kadar olan, ağzına alkol namına birşey sürmeyen can dostum da aynı yemekten yemişti ve ikimizde en amiyane tabiri ile birkaç saat sonra kaykıldık! Sabaha kadar klozet kucaklamalar eski yaşlarımda kaldı diye düşünürken, 2 metrekarede hangi delikten çıkacağını tahmin edemediğim jumbo karidesli black risotto beyin hücrelerimi öldürdü resmen! Gazetelere yazdım, belediye ye şikayet ettim... Burayı kimler okur bilemem ama YERİN ADI EL BESO - YEMEK BLACK RİSOTTO!! Mekan Eda Taşpınar denen r-vites ikoncan'ın amcasının Dominikli sevgilisinin yeri! (böyle bir zincirleme isim tamlamasında zehirlenmemek mümkün değil gerçi!) Hatun kişi leylek vücudu ile arz-ı endam ederken, gözümüzün içine baka baka zehirledi bizi!!! aman derim!!
  • Madem zehirlenmeden açıldı konu, başıma gelmedi ama yine de duyduklarımı yazayım dedim! Bir arkadaşım, OTTO ALAÇATI'da içtiği içeceklerin buzlarından zehirlenmiş... bu gibi bir durum başına gelen bilmem kaç yüzüncü kişi! Hastanaye yatırıldı kızcağız, 3 günlük tatil burnu dahil olmak üzere her deliğinden geldi! TEŞHİS : DİZANTERİ !!! Şebeke suyuna karışan mikrop ile aynı sudan buz yapan müessese pek çok kişinin tatilini mahvetti ben orada olduğum dönemde! Korkumdan en buzsuz içkileri içtim hep, tequila, bira, soğutulmuş şarap derken bende mideyi deliyordum o ayrı!
  • YAYA, Alaçatı'nın meşhur sokağında Hotiçlerin bir restoranı... Kapıdan girip arka bahçesine yürüdün mü farklı bir yerdesin sanki! İnanılmaz geniş, bayağı bir kalabalık barındırabiliyor, ama birbirini rahatsız etmeden... Yemekler lezzetli, servis düzgün! Hayatımda ilk defa kızartma çiğköfte yedim, süper acı ama lezzetli bir sos ile! BAYILDIM! şiddetle tavsiye ederim! Sunuş, yemek takımlarının modern kibarlığı, etrafın döşemesi, müzikler (o gece fazla Leonard Cohen çaldı!) düşünülerek bir araya getirilmiş! LINGUINI VONGOLE isteyen ben, fazlasıyla turistik olan Alaçatı'nın bir o kadar fazla sosyetik restoranında daha bol linguini yerine bir sürü vongole görüp tabağımda, keyifle yemekten ve mantıklı bir hesap ile ayrılmaktan çooook mutlu oldum! Ayrılırken de mekan pek bir kalabalıklaşmaya başlamış, güzelleşmekteydi! ama gidilecek daha çok yerler vardı :)
  • NAR... Bana işte budur dedirten mekan!! El Beso'nun köşesinden sağda sokağın içinde A46'yı görerek içeri girin ve geçer geçmez gördüğünüz tahta kapıdan dalın! Ve evet, şaşırmayın gördüğünüz kadar sadece, daha fazlası, daha gerisi, daha içerisi yok! Biraz erken giderseniz, yer bulma şansınız olabilir, koltukların tek kale maç yaptığı NAR'da ama ayakta da gayet keyifli, kaliteli, rustik bohem arası bir mekan! Etrafının taş tuvarlar, duvarların yeşiller, tepenizin gökyüzü ile çevrili olmasından hoşlanan, ve rock, kaliteli 80'ler karışımı müzikleri sevenler için harika bir mekan! Cumartesi de Pazar gecesi de gittik biz! Fazlasıyla keyif alıp, bol bol hayıflandım mojitolar eşliğinde "Allah'ım işte bu ve bu kadar benim istediğim. Neden yardımcı olmuyorsun?" diye... Heralde kabul olmaz, Ramazan önü, üç aylarda bu kadar alkollü kendisi ile konuşma çabalarım! Allah'ım bugün ayıkım ve olursa NAR, yok çok zaman alır diyorsan sakızlı muhallebi dükkanım hakkında bir düşünmeni rica edeceğim! Mekanları buldum, bütçe falan hazır ama biraz yardımın gerekmekte!!
  • OTTO Alaçatı'yı hem gündüz hem gece yaşayan bir insan olarak "nasıl yani, bir mekan bu kadar mı fark eder 12 saat içerisinde" diye şaşkınlık içindeydim. Gündüz garsonları ancak olta ile avlamaya çalıştığımız, buzlarından zehirlenenin çok olduğunu duyduğumuz, müzik'in m'sinin yanlışlıkla bile uğramadığı bir mekanken; gece 2.30'da ayak bastığımda tanımakta zorluk çektim! Mahşer yeri gibi bir kalabalık, herkes birbirinin üzerinden geçmekte, Otto tarzı müzik aynen devam, ki ben bir süre sonra sıkıcı bulurum bu tarzları, popülasyon İzmir'in bağrından kopup gelmiş, yazlarını Çeşme'de geçiren gençlik ağırlıklı, herkes birbirini tanıyor, sen yanlışlıkla bir taneciğini bile tanısan bütün Otto ile öpüşüyorsun, artık İzmir'in sıcak kanlılığı mı yoksa kimse domuz gribi diye birşey duymadı mı anlamadım! Buz sendromu ile gözüm çok korkutulduğu ve bira da göbek yaptığı için, tequila'ya saran ben sabah 5 suları sayısının 9a vardığını düşündüğüm shotların etkisinde mekanı terk ederken, bir kısım yeni gelmekte, bir kısım hiç hız kesmeden eğlenceye devam etmekte, bir kısımda yalpalayarak başka mekana gitmeye çalışmaktaydı! Ben bu tür eğlence için biraz yaşlanmışım sanki... Tequila kesinlikle favori içkim değil, ama bir başlayınca şişenin dibini görmezsem birilerine, en başta da şişeye ayıp edicem gibi geliyor heralde içtikçe içiyorum... He bir de bazı İzmirliler, kafalarıda güzel olunca pek bir komikler! Bir arkadaş, belli bir süre konuştuktan sonra, bir kaç kere başa sarınca, sıkıntı geldi anlatmaktan herşeyi sil baştan "Ne yapıyorsun İstanbul'da" sorusuna bezginlik ile "Önüme geleni" diye cevap verdim! Paşamın tek anladığı cevap bu olsa gerek ki, pek bir hoşuna gitti, sarıldı öptü, bir double Johnnie koydu önüme! Hiç geri çevirmem Johnnie'yi, kırılır! eh bu da yolluk olsun diyip, beni anlamayan adamla biraz daha takıldım, sonra bıraktım gittim, güneşin doğuşunu seyretmeye!
  • Ehhh hep gece gezmedim, 24 saat gezdim ben bu birkaç günde o yüzden ucundan biraz beach info'da vereyim, gündüzleri ne oluyor oralarda diye merak edenlere! Dediğim gibi Otto gündüzleri off, denemeyin bile, iyileştirmeniz mümkün değil! He bir de adamlar zaten sabahın ilk saatinde kapatıyorlar, o yüzden gündüz terk edilmişlik hissi normal gibi geldi bana! Alaçatı Beach Resort (hemen Babylon yanı) gerçekten güzel! Bir cumartesi daha ne ister insan; harika chill arkasından samba, rumba, hooop eller havaya music, lezzetli yemekler, düzgün servis ve nezih bir topluluktan başka!? Tek anlam veremediğim 5 dakika ara ile anlaşmış gibi tepenize gelen bir dolu ıvır zıvır satıcıları, gereksiz işler elemanları... Yok bir arkadaş Bursa'da okuyor, palyaço kılığında (aslında o sıcakta o kıyafet içinde olması için bile üç beş kuruş tip edilmeli kendisine!! Fena!!) sahilin "güzel" kızlarına (her hatuna uğramakta, yerse erkeklere bile gidiyor) horoz şeker gibi şeker satmaya çalışıyor!?! Amaç: okul harcını denkleştirmek !! Ahh be kardeşim, kreatif ol canımı al! Ama palyaço? Ama horoz şeker? Ama bana niye geliyorsun, etrafımda minimum iki çocuklu yüzlerce aile varken? Ama yok ısrar etme, midye dolma yiyodum zaten! O bitiyor, arkadan gazete ister misiniz diye birileri geliyor tepene! İstemem kuzum yaaa, kısa tatildeyim ben, dünyadan birşeyler duymak görmek istemiyorum! Zaten annem var benim, alimallah BBC local yayını gibi! Obama gaz çıkarsa, mesaj atıyor! Git başımdan, nolur kasma beni, almayacağım gazete! Heh, kurtulduk, şöyle dostlarla biraz sohbet, azıcık şezlongumun keyfini çıkarayım derken Sony vario zarıyla geliyor. Yok zar atın, iki kere aynısı gelirse şunu kazan, üç kere gelirse bunu kazan, 4 kere gelirse yanımdaki kızı kazan... Ben kumara değil aşka inandığım için, iki kere aynısını tutturamıyordum eğer kumara teşvik eden arkadaş ayağı ile zarı düzeltmese! Aman ha, kazanmış saymıyorum kendimi! Hala aşkta kazanıcam ben diye inanmaktayım! Neyse "salla pulları zarları" arkadaşları İzmir Marşı ile uğurladıktan sonra, kendime ve çevreme de söz vermişken " bir sonraki şahıs ya da grup'ta olay çıkarırım" diye, geldi birileri yine... Artık bir şişe şarap, arkası Miller (aaa bunları unuttum, bunlarda geldi... Kapak topla, onu al, bunu al diye! 5 kapağa bir miller kızı vermiyorlar o yüzden iki kapak biriktirip sadece telefonu şarj ettik!),arkası iki lezizzzz mojito ile pek bir çakır keyiftim, dalaşmadım kimse ile, yine sarhoş sarhoş Allah'ı karıştırdım işe, O'na havale ettim hepsini! Pek bir gelen giden olmadı hakikaten sonra! Demek mantıklı isteyince, uğraşmıyor, yardımcı olmuyor değil kendisi...

Böyle işte yaaa... 3 günlük Alaçatı bu kadar uzun... Düşünün ben bir de 45 gün Yeni Zelanda programı yapıyorum! Hahahahha ALLAH hepinize sabır verir o zaman inşallah! :)) Velhasıl kelam ALAÇATI MUHTEŞEM - ALAÇATI YAŞIYOR

18 Ağustos 2009 Salı

GERİ DÖNÜŞ... Hem de güzelinden geri dönüş :))

Tepemde bu ışıklarımla döndüm, geceleri bile gökkuşağım var benim artık :)

Yok sıyırmadım :) Her daim ucundan deli olduğum için, bengiller öyle kolay sıyırmazlar! Cinnet geçirirler, kızarlar, küserler ama sıyırmazlar... Hep en son noktada bir yolunu bulup toparlayanlarız biz! Baştan söyliyim pek de memnunuz halimizden!!!

Öyle uzun kaçmadım, 3-4 gün... Yalnız da kaçmadım, çok sevdiklerim vardı yanımda, en az onlar kadar seveceklerim zamanla... Issız, yeri adresi olmayan bir yerde değildi, çoook kalabalıklara gittim! Yani planladıklarımın tam tersiydi bu 3-4 gün ama harika geldi... Geldiği gibi kalması için de bir sürü karar aldım, uygulayacağıma inandığım, kapasitenin ve istediğin yeteceği, etrafın destek vereceği.. Hayırlısı bakalım :)

Yüzdüm acayip soğuk sularda! Çok faydalı birşey... Hem durmadan alkollü gezilen tatilde kafayı aydırıyor, hemde kalbin nerede, nasıl attığını, nasıl etkilendiğini acayip hissettiriyor! Buz gibi sular sayesinde çivi çiviyi söktü, hem kalbim hem beynim eridi, kendime geldim, yerimi buldum, yörüngeme döndüm! Daha bir mutlu girdim evime... Beni acıtan adamı affettim, yanındaki çerezleride!! Ona kızmayı da bıraktım, görmemezlikten gelmeye çalışmayı da! anladım ki ne kadar üzse de, kırsa da beni, ben bu adama gülmüşüm zamanında, bu kadar göt olacağını bilmeden! Heh, şimdi öğrendim diye, o günleri silip atmaya çalışmam, herşeyi unutucam, hiç hatırlamıcam çabaları niye? Çaba da kalmayınca işin, geçmişin ve yakın geleceğin içinde şahsa dair, o kadar kolay oldu ki üzerinden atlayıp geçmek, arkama bir gülümseme ile dönmek ve önüme döndüğümde herşeyimle barışmış olmak!

Dedim ya ben zaten kin güdemeyen insanlar kümesindeyim!! Ufak ahh'larım oldu, olacak da! Ama o kadar da olsun, dünyanın MAL'ı ben seçil miyim Allah aşkına!!

Dehşet içtim!! Yani bu bir kaç günde komaya girmediysem bir daha, büyük sözüme tövbe, sittim sene girmem heralde alkol komasına! insan hiç mi mola vermez diye düşündüğüm/düşünmeye çalıştığım anlarda bile içiyordum! Ama kesin kararlıyım 19 temmuz itibarı ile kesin ve uzun bir detoks, zayıflama, ruh kadar bedeni de temizleme, kışa ve yeni sevgiliye hazırlama dönemi :) Niye 19 temmuz diye soran olursa çift rakamlı günlerde kararlarımı uygulamaya başlamayı tek rakamlı seviyelerde de müziğin sesini sevmemekteyim... Yani 19 temmuz günü kendimi yenilemeye başlarken 30 volüm ile Janis Joplin dinlemek isteyebilirim...

Deli konuştum, herkesle, herşeyle, kendimle... Lüzumsuz laflarda çıktı ağzımdan, sırf kalabalık yaptılar belki, ama çok lüzumlu söylenenleri de can kulağı ile dinledim, ölçtüm, tarttım kendikilerimin yanına koyup! Çok şeyler ekledim benimkilere ve yoluma devam etmekteyim, :) , yine hep bildiğiniz, artık sanırım bıktığınız, gevezeliklerim ile!

O kadar garip, o kadar tatlı, o kadar deli - evet benden daha deli -, o kadar zavallı, o kadar güzel - evet çok kıskandım -, o kadar şaklaban, o kadar kayıp insanlar tanıdım, gördüm ki şaştım kaldım, 72 millet bir arada olduğumuza!

Anlayacağınız iyi geldi bu bir kaç gün, daha sakini olur muydu, olsa güzel olur muydu, bundan daha iyi modda döner miydim??... Yapmadığım için, karşılaştırması zor olacak... Ama yakınlarda bir de bir Karaburun kaçamağım olacak, kuş seslerinin ovalara karıştığı, denizlerin daha bir çivi olduğu, yolların pek uğramadığı ve hayat felsefesinin "Kasmassan ve kastırmassan, kal" olduğu bir yerlere... Orada tam bir arınır, sonbahara güzel bir giriş yapar, bu temizlenme ile bakarsın iki kış bile çıkarırım ben :)

BOLT...

Döndüm evet döndümmmm....
Ehhh arkamdan bu adam kovalarken nasıl dönmem! Babam yollamış sankim, "dönsün hatun kişi tatilden, işinin başına geçsin artık" diye... Şaka bir yana, bu adamla yakalamaç, istop falan oynanmaz!

Fazla söze ne hacet... Tek merakım, how far can he go? :))

9"72 Usain Bolt (Jam), 31/05/08 New York
9"69 Usain Bolt (Jam) 16/08/08 Beijing
9"58 Usain Bolt (Jam) 16/08/09 Berlin

14 Ağustos 2009 Cuma

MUHTEŞEM!! BEN YOKKEN BOL BOL DİNLEYİN, DÖNÜŞTE SINAV VAR!

Enbe Orkestrasi & Altan Cetin - Martilar


Enbe Orkestrasi & Altan Cetin - Martilar (2009) by Aluxton
Yükleyen Aluxton69. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

Ne dediysem bir bir hepsi çıktılar
Üzerimden güldü geçti martılar
Bu aşk böyle yürümez sandım, içime kapandım
Soğudum, soğudum, soğudum, ısıttı şarkılar
Oldum olası sevmez kalbim matemi
Hiç gerek yok suç sende mi, bende mi
Bu aşk böyle yürümez sandım, içime kapandım
Sevmenin adaleti yokmuş anladım
Gelme istemezsen
Yorgun düştüm yüreğim sana kırgın
İnandır bu son olmayacaksa
Gelme istemem...

Bir süre...


bu modda olacağım... Bir deniz kenarında, bol tuzlu, illaki alkollü, sevdiklerimle... Eğlence ve dinlence karışacak birbirine... Merak edilmesin, dönerim heralde! Dönmezsem de sakızlı muhallebi dükkanımı almaya çalışıyorumdur ara sokakta! Oraya bir bakın!
Ciaoooooo!!!

Ahenkle dans etmek...

Offfff yaaaa....Amma sıkıcı bir gün... İşte hiçbirşey yapmadım, bir iki toplantıya katılmak dışında. Onlarda da katılımım tek kulaktan öteye geçmedi zaten! Bir pasta/kurabiye blog'u keşfettim.. Sabahtan beri ona bakıyorum ve hayretler içinde kınıyorum kendimi! İnsanın hiç mi zevki, şevki, kabiliyeti olmaz böyle şeylere?!? :((Gerçi ağzının tadı, midesinin ucu olmayan birinden böyle bir şikayet duymakta abesle iştigal olsa gerek halk çevrelerinde! Ne alaka derseniz, ben Pizza Hut super supreme pizza üzerine şokella süren, ekmek arası fıstıklı salam nutellaya bayılan, kırmızı biberli hamsi turşusu ile çikolatalı mouse'u karıştırıp yiyen, bu karışımları (mideniz kalkmasın diye devam etmiyorum) daha üst safhalara taşıyarak otel açık büfelerinden aşçılar tarafından kovulmuş biriyim... Aylar önce, bir dallama yüzünden, gaza gelip bir mozaik kek yapmıştım da, o gün bugündür onu anlatırım herkese, havamdan geçilmez! Güzel olmuştu o ayrı, ama mozaik kek yaaa, ne kadar övünebilirsin ki?Yalnız bu karmaşa benim hayatın her yerine kollarını, kıllarını uzatmış durumda... Leonard Cohen konseri sonrası, gayet sofistike müzik zevkimin içine İbrahim Tatlıses'ten Pala Remzi ile turp sıkabiliyorum! Hem de söylerken olmayan pala bıyıklarımı, aynı İbo tarzı burarak!!! Herkes Mersin'deyken ben uzun süre tersinde kalıyorum! En hareketli hallerim koltuğun üzerinde saatlerce kıpırdamadan şeytan icadına bakmak olabiliyor, hoplama, zıplama, etrafa karışma zamanlarıyken o saatler! aman ne biliyim yaaa :) Böyle üzüntü, dünyaya küfür, ota boka küfür değil de halet-i ruhiye, daha çok bir bezginlik, sıkılmışlık, arayış, ama neyi aradığını, nerede aradığını bilememe... Şamşalak günler under high influence of god damn humidity!! Hep anlatırlar, ben hatırlamam, ama 3-4 yaşları, o yaşlarda da deli divane insan canlısı, herkesin peşinden gitmece falan, Tekirdağ sahillerinde takılmışım benden çok büyük (heralde onlarda 6-7 falan, ama o kafa ile çoook büyükler benim için) bir çocuk grubunun peşine, saklambaç oynamaya... Bilmem kaça kadar sayan biri var, ve bizde saklanıyoruz, ben gitmişim bir çöp konteynırının içine girmişim... Oyunun kuralını tam olarak kavramadığım kesin, çünkü ben çıkmak için uğraşmamışım, orada ilelebet saklanma modundayım! Durumdan ve oyundan sıkılan çocuklar basıp gitmişler... Aile ve tüm Kumbağ ahalisi fellik fellik beni aramakta, ilk ulaşan çöp kamyonu, teslim eden aileye kamyonun bıyıklı şoförü! Yine aynısı olsa, yine saklansam ben bir yerlere, biraz kalsam ;(bu sefer aileye haber veririm, çünkü olay biraz hayal meyal olsada, bulunduğum sırada annemin şaftı kaymış halini ve suratıma inen enfes şaplağı çok net hatırlarım), sonra keskelalaka biri bulsa beni saklandığım yerde, mümkünse bıyıksız! Öyle işte...

13 Ağustos 2009 Perşembe

OSCAR WILDE (takıldım dün akşam kendisine, seçmece bunlarrr!)


The true mystery of the world is the visible, not the invisible.



If you want to tell people the truth, make them laugh, otherwise they'll kill you.


I prefer women with a past. They're always so damned amusing to talk to.

The world is a stage, but the play is badly cast.


Always forgive your enemies; nothing annoys them so much.



Every portrait that is painted with feeling is a portrait of the artist, not of the sitter.



Genius is born--not paid.


Most people are other people. Their thoughts are someone elses opinions, their lives a mimicry, their passions a quotation.

12 Ağustos 2009 Çarşamba

VAR MI BÖYLE BİRŞEY ACABA? :)

Hani varsa, herkese ilk doz benden!!

11 Ağustos 2009 Salı

DÜNYAYI TERS YÜZ EDEN ADAM...

Ya da aslında DÜNYAMI ters yüz eden adam diye başlamalıydım :) :)
İnsan bu kırık popo ile, abuk bir hastanenin koroner yoğun bakımında, anneanne iyileşecek mi kaygıları arasında, zamanında ölümüne aşık olduğu, ama platonik aşık olduğu adama rastlar mı hiç? Rastlar-MIŞ...
O yıllarda da görmeden bile hissederdim ben yakınlarda, yakınlarımda olduğunu...Kokusu mu farklıydı, karizması mı, yoksa ben mi çok aşık olmuştum da herkes o gözükürdü gözüme, bilmiyorum!? Tek bildiğim, bugün yoğun bakım semalarında dolanırken aylak aylak, arkama dönmeme sebep olacak o his... Zannettim ki, Pamuk'uma birşey oldu!! Ama değilmiş, bu sefer ki başkaymış! Bu sefer ki, yıllarca ondan başka kimseye aşık olmamışımdır dediğim adamın sedyeli versiyonuymuş!! Hiç mi değişmez insan? İçinde yattığı anti-seksi sedye, üzerine örtülmüş beyaz örtüler, çıplak, ama kateterler ile morarmış kolları, yeşil, hafif yana yatmış bir hastane bonesi, hafif aralık gözleri illaki aklımda en son kalan, ya da bir daha görürsem karşıma böyle çıksın dediğim bir görüntü değil... Ama bariz o işte yaaa, yanımdan geçirmekteler sedyeyi dikkatsizce iten hemşireler!! Hani derler ya "ahhhaaa arkadaşım, gittim geldim ben o ana", heh işte onun aynısının tıpkısı bana oldu ve ben onu ilk gördüğüm, hep gördüğüm, adını binlerce belki milyonlarca defa söylediğim o anlardan birine gittim ve döndüğüm saniye de zaten artık çok geçti, anıra anıra ismini haykırmıştım yoğun bakım önünde... Şimdi kıçıma simidi yerleştirip, aklı başında düşündüğümde, ya da en azından denediğimde kimden daha çok utanmışımdır diyorum o sırada, o haykırışla?! Yeni stent takılmış kocasının peşinden yoğun bakıma girmeye çalışan, kendinden geçmiş, gözleri şiş karısından mı, yoğun bakıma giren ikinci bir hastayı tanımamdan dolayı şaşkınlık duyan ve beni esefle kınayan babamdan mı, yoksa zamanında olayları kısmen bilen, ismi ise benim sayemde oğlu olsa koyacak olan annemden mi? Neyse bunu şimdi düşünüyorum... O an düşünemedim, düşünmedim! Tek bildiğim çıkan haykırışım ile yarı aralık gözlerini açması ve gülümsemesi, bir Türk filmi edası ile sedyeye koşar adım yaklaşan ben ve "Ne oldu sana" gibi anlamsızca bir soru ile musluklarını tamamen açtığım bir çift göz! :) Bu kısa hengameye "Merak etme küçüğüm, iyileşirim - Saçlarını kızıla boyamışsın" diyen o! Ayykkk, kusasım var!
Yaw bir küçük yoğun bakım, bu kadar çok sevdiği nasıl barındırır? Hem bu kalp daha ne kadar dayanır böyle sevdiklerinin aptal makinalarda bağlı olmasına? Bu kadınmış demek karısı!? Babam niye böyle kıl kıl bakıyor? Annem mi birşey söyledi acaba? Ne desin canım kadıncağız bunca dert, sıkıntı içinde? Salak mısın Burçin, niye o kadar bağırdın? Gözlerinin rengini hiç unutmamışım ama... O beni nasıl tanıdı? "Tek tek gel" kavramı bu dünya dışında bir gezegen ya da samanyolunda mı geçerli? Ben niye burdayım o zaman?
17 bilemedin 18 yaşındaydım ilk onu tanıdığımda! Görür görmez, Tanrım bu adamdan çekeceğimiz var demiştim kendi kendime, yıldızımız hiç barışmayacak! Sinirli bir gününe, vıdı vıdı yaparak katkıda bulunan ben'i o kadar ağır haşlamıştı ki cümle alemin ortasında, çok uzun zaman kendisini nasıl ortadan kaldırırım planları yapmıştım. Sonra bir gün, hiç beklenmedik bir yerde, tam da üniversite hazırlık kursu öncesi bir döner dürüm, bir yayık ayran hüpletip, uygun adım marş yürürken, geldi arabası ile çarptı bana. Yok, bilerek değil... Tamamen tesadüf, çıldırtan bir tesadüf, sonu hayatımı çok etkileyecek, hatta DÜNYAMI ters yüz edecek bir tesadüf... "ahhhh canım acıdı, öldüm mü acaba" diye kendimi yoklarken biri yerden kaldırmış, arabaya tıkmaktaydı bile beni! Gözlerimi açmaya cesaret edemeyecek kadar korkmuşken, halen daha " ama ayranım döküldü " dememle ilerleyen zamanlarda çok dalga geçilmiş, pis boğazlığım hep dilinin peseni olmuştu :) Gözlerimi açtığımda " yok artık" demiştim içimden, " ben adamı ortadan kaldırmak için planlar yaparken, o geldi bana vurdu. Kalp kalbe karşıymış!"... Annem gelene kadar bir saniye yanımdan ayrılmamış, elimi "Merak etme küçük, iyi olacaksın" diyerek elinden hiç bırakmamış, meraklı mavi yeşil gözlerle herşeyi sormuştu acildeki doktorlara... Ben zaten gözlerini görünce bayrakları suya indirmiştim sanırım! :) Sonra günlerce aramış, sormuş, hatta gelmiş ve beni kursa götürmüştü! Nasılsından başka kelam olmazdı aramızda, hep o anlatırdı, her seferinde başka hikayeler... Hiç bitmesin isterdim yolun, hiç bırakmasın beni! Sonraları, çoook sonraları ama, cesaretimi toplayıp "bugün kursa gitmesem de olur, senin yanında kalabilirim" dediğimde kızmış, sırıtmış ve beni deniz kıyısına götürmüştü! Korkudan altıma ederken, o zamanın 45 yaşındaki adamının yanında, zevkten de o kadar dört köşeydim ki... Kursta ki sevgilimin merakla attığı mesajlar, kursun aileyi arayarak "kızınız bugün gelmedi" diye bildirmesi, annemin telefondaki çıldırmış sesi, susturucu takmış ve ağzından tek kelime çıkmayan bana vız gelip tırıs gitmişti! Çook mutluydum! Aşıktım! Hiç susmasın istiyordum! Hep konuşsun, hep sesini duyayım, hep kokusunu alayım! Hatta ondan ayrıyken, özlemi dindirmek için sesini kaydetmiştim gizliden! Geceleri takar kulağıma onun sesi ile dalardım rüyalara! Gözümün içine bakardı ve benim bittiğim an olurdu :) Hiç dokunmazdık birbirimize, o anlatırdı sadece! Açıkçası sorsanız ne anlatırdı diye, yarısını hatırlamam heralde, büyülenmiştim sanırım! Sonra - bir iki sene ben ona aşık, o bana bağımlı, garip bir şekilde birbirimizi görmeden yapamazken, ben üniversiteyi kazandım, o evlenmeye karar verdi, ben yaşı yaşıma daha yakın bir adam tarafından ikna edildim, yeni sevgilim bu kim - ne alaka, dedi, herkes birşeyler demeye başladı ve gitti... İçim katılarak, günlerce gecelerce ağladığımı hatırlarım! Sanırım gözyaşımı onunla bitirmişim ben!Gitti ve tam 7 yıl sonra bir hastanenin yoğun bakımında "merak etme küçüğüm" diyerek karşıma çıktı :)
Hakkında hiç pembe hayallerim olmayan, mavi yeşil gözlü adam... İyileş ve yine saatlerce konuş benimle! Kimbilir belki bu sefer benim de anlatacaklarım vardır, sen dinlenirken, ben anlatırım, toplayabildiğim tüm cesaretimle!

Yaz tahtaya bir daha! tut defteri, kitabı...

En yeni bisiklet tecrübesi ve kuyruk sokumu...

Hatun kişi 30 yaşına gelmektedir ama "içimdeki çocuk, içimdeki çocuk" diye diye gezdiği için, yeni ve abuk bir bisiklet tecrübesi ile kuyruk sokumu denen, üzerine düşüp zarar verene kadar önemi anlaşılmayan, vücudun kesinlikle hayati parçalarından biri olan bölümü tabiri caiz ise kanırtmıştır!!
Tam bir ikinci sayfa haberi... OK, kan yok, tecavüz yok, kimse cinnet geçirip birbirini kesmedi, rus ruleti oynayıp beyni uçuran da yok haberin içerisinde ama kayda değer bir çaba, bolca etrafa zarar ve üzerine oturulması - iki gün geçmesine rağmen - mümkün olmayan bir kıç var!!
Cumartesi için yapılan tüm planlar force majeure nedenler ile iptal olup, evde pineklemece seansı da tatsızlaşmaya başlayınca taaa küçük sıpalıktan beri tanıdığım "yazlık" arkadaşımı aradım... -- ki böyle arkadaşları var gerçekten hepimizin hayatında!! çocukluğun naif günleri ile ergenliğin araştırmacı kişiliği arasında, 3 ay için gidilen yazlık sitelerde kanka olduğunuz, yediğiniz, içtiğiniz, giydiğinizi hatta yuttuğunuz deniz suyu bile ayrı gitmeyen, yaz anıları ve anları ile ilgili en ufak detayı kaçırmayan ama gün Eylül 15 olup okullar açılmaya yüz tutunca göz yaşları içinde ayrılıp bütün bir kış görmediğiniz... Hiç anlamamışımdır niye görüşmeyiz kışın 9 ayında?! Renkler açılıyor birbirimizi mi tanımayacağız? Neyse! -- Ben bu "yazlık" arkadaşlarından birini çektim çıkardım bu kısır döngünün içinden zamanında. O gün bugündür görüşürüz, eskiyle pek bir dalga geçip, yenilikleri hayatımızdaki anlatarak... Cumartesi günü de yakınlarda olduğunu bildiğim için aradım, neler yapıyor diye! Hadi gel bisiklete binelim, dedi... Hem muhabbet ederiz, hem biraz kalori yakılır belki, sonucunda da yakılanları yerine koymak amaçlı Yeşilköy Roma dondurmacısında ufak bir mola... Aman bir sevindim, bir sevindim, bisiklet, muhabbet, dondurma, tam çocukluğun ağustos ayları! Kandırırsam belki sahildeki küçük lunaparka da gideriz düşleri ile koşarak attım kendimi sokaklara! Yeşilköy Dürümcü Baba'nın yanındaki bisikletçiden iki adet, ne idüğü belirsiz, tam bir toplama PC kıvamında bisikleti 4 saatliğine kiraladık !!!! Daha o anda aslında beyin sinyal vermeli "ahh güzelim Lance Armstrong musun sen? Ne yapacaksın 4 saat bisiklet üzerinde?" diye... Beyin vermedi sinyali tabii ki, ama vücut tamamen unutmuş bu bisiklet ve denge olayını! Sistem öyle " Bisiklete binmeyi bir kere öğrenirsin sonra hiç unutmazsın" diye işlememekte! En azından bu hatunun vücudu iki tekerlek üzeri, dengede durmayı reddetmekte! Frenlere ne zaman asılsa parmakları sıkışmakta! Bisikletin zili ya akıllara zarar veren bir sesle çalmakta ya da tepkisiz kalmakta, ki uğraşırken zille, pedal çevirmeyi unutan hatun, dengeyi tamamen kaybedip ilk çöp kutusu, en sarı çimenlik, yol üzeri ise en pahalı araba kaportası gibi engellere takılmakta... 1 saat, 2 saat... Azimle yapanın bir yerleri deldiği kesin, ama dengede duramadığı da!! Kan ter içerisinde "mola molaaaaa" diye bağırırken duymuştum ki kendimi, önüme çıkan kafam kadar büyük taşı görmemişim!!! Zat-ı alilerine toslamamla birlikte, 3 kuruşa 4 saatlik kiralanan toplama bisikletin çarptığı yerde benimse üzerinden uçarak kıçımın üstüne sert bir inişle kalmam eş zamanlı olaylardı... Ve size söylüyorum, KALDIM !!! Her düşene ve kendi düşünce gülen ben, yine gülecektim ki, ağrıyı hissedip kıvranmaktan ileriye gidemedim! Kalkmaya çalışmak bir eziyet, kalkıldığında dik durmak akrobatik bir hareket, her oturma çabası bir gözyaşı seline dönüştüğü anda, hastaneye gitmeye karar verdik! 10 dakikalık mesafedeki hastaneye giderken birçok sözler verdim hayatım ile ilgili!!! "Bir daha yeni sünnet olmuş hiçbir şahıs ile yürümesine dair dalga geçilmeyecek" - " Binilecek tek bisiklet spor salonundaki kardio bisikleti olacak" - "Bisiklete binmek madem unutuluyormuş, sekse acilen önem verilecek! Allah korusun unuturum falan!"...
SONUÇ: Kuyruk sokumum batmış! Tehlikeyi atlatmışım, ama yamuk bir hareket olduğunu kabul etmem gerekirmiş! Hayat tamamen bir eziyete dönmüş olsa da, kıçımın altında simit olmadan oturup yatamasam da, bir kaç güne kadar geçecek olsa da, PAS !! Bir dondurmaya kandıramazsınız artık beni, bisiklete binelim diye!