15 Temmuz 2009 Çarşamba

HeRkEs BiRşEyLeR iStEr....

Orjinal bir gece oldu dün gece... Hiç farkına varmadan sabahlara kadar sokaklarda kalmışım, hem bu sefer alkol de çok yok işin içinde... Yine de çok keyifli, çok bir araştırmacı ve girişimci kişiliğe yakışır bir gece...

Ve farkettim ki herkes birşeyler istiyor hayatında... Uzun vadeli planlar yapmayı bırakmışız çoğumuz, iyi dileklerimiz var elbet uzun vade ile de ilgili... Ama yorulmak, ümit etmemek ya da etsek bile ümitleri yarı yolda elimize vermesinler diye uzun vadeyi, ertesi gün, belki iki gün sonra, hadi bilemedin bir haftaya kadar kısa vadelerine çevirmişiz... Dün gece hem plan hem kader eşlik etmekteydi bana, ilk defa bu kadar derinden hissettim ikisinin varlığını... Plan benim yaptığım, kader kendi katılandı geceye ve kimlerden neler dinledim...


Önce spor vardı... Haftanın iki günü personal trainer ile can çıkartmayı sevenlerdenim ben... Çook acımasız... 1 sayı kaytardığın alt karın hareketi bir düzine ceza olarak geri dönüyor... Karın, kalça, arka bacak, üst, alt derken bir saatin arkasına da 25 dakika kardiyo egzersizi ekliyor ve ben evi bulmayı bırakın arabanın koltuğuna zor varıyorum... Pert mi? - Pert.... Ama seviyorum kendisini, uğraşmakta ve katlanmakta benim gibi bir deliye... Bugün Erdal'ın doğumgünü... Dünden öğrencileri hediyelerini vermeye başlamışlar kendisine... Bir baktım ağırlık New Balance ayakkabılar... Hayırdır dedim? 39 çift oldu, dedi... - Hedefim 100... 100 adet spor ayakkabım olmasını istiyorum.. Hemde herşeyden çok! - Yaw Erdalcım, nişanlın var, yakında evlenmeyi planlıyorsunuz, hani bununla ilgili, sağlığınla ilgili, işinle ilgili hiç bir istediğin yok ama 100 çift spor ayakkabısı mı istemektesin? - Evet, hemde 2009 bitmeden- Ehhh, yapacak birşey yok.... Hedef koyulmuş, istek belli, zaman da öyle başta bahsettiğim gibi pek kısa vadede değil hani....


Neyse çıkıyorum spordan kan ter içinde, evimin yollarına düşüyorum. aklımda birkaç telefon konuşması var ama o kadar shaft kaymış, şanzıman dağılmış ki, değil telefon çevirmek telefonu kılıfından bile çıkaramamaktayım... He şu araya benim isteklerimden bir ikisini eklemeden geçemeyeceğim... Öncelikle ses ya da düşünceye duyarlı bir telefon istiyorum... Ya sesimi duysun ya da ne biliyim kimi aramak ya da sms atmak istediğimi anlasın ve arasın, sms'i yazsın, göndersin, teslim edildi raporunu bana iletsin.... Bir de bu sistemi kafalar iyi koltukta yatıp, birbirinden ilginç fikirler ve planlar ile dünyayı bile kurtaracak kreativiteye, ama dünyanın en sarhoş bedenine sahipken kaydeden bir cihaz istiyorum...


Ufff yine kendi isteklerim girmekte araya... Fena!!! Heh ne diyordum, varmak üzereyim eve... Bagajda 2009 kış ve ilkbahar döneminin tüm kreasyonu; 6 çift ayakkabı, bir dolu dergi, firma tanıtım broşürleri, Yunanca kur 1 kitapları, 1 adet Ajax fabuloso, 3 adet ayakkabı boyası ve bir dolu başı boz gezerek kendi müziklerini kendi kendilerine çalan CD var.... Babanın cinnet geçirdiği bir iki gün öncesinde kendisine söz verdim, ahırı tekrar araba haline sokacağım diye... Dolayısı ile apartman görevlim Sadık Abi'den itinalı bir yardım almam gerekmekte... -- Tekrar araya giriyorum, aklıma takılan birşeyi bangır bangır anlatmak için... Niye apartman görevlilerine kapıcı deriz? Yani bu adam apartmana hizmet dışında bir de kapı mı yapmakta? Ya da siz ne zaman gördünüz, bir iki rastlantı dışında, bu adamcıkların her giriş çıkışında size kapı tuttuklarını... Hatta benimki elleri dolu ya da acelesi varsa tam tersi yüzüme bile bırakıyor kapıyı, kendi işini kendin gör, zaten bana takılan isimden memnun değillim, bu şekilde de öcümü alırım edaları ile... apartman görevlisi kardeşim, apartman görevlisiiiiiii!!!! Ne kapıcısı!! Bayılmaktayız insanları aşağılamaya galiba...-- Nerde kalmıştım, OK tamam yardım istiyordum Sadık Abi'den... Bir valizin içine itina ile tıkıyoruz benim hatcback arabamın bagajını... Bagaj açıldıkça, arabam büyümekte sanki... Şimdi anlıyorum neden her bump'da arabamın altını bıraktığımı... Bir sürü de anı çıkıyor içinden... Onun bu'su, bunun o'su, Burçin'in acısı, heh şurada sevinci, aaa bunuda unutmuştum derken, en son don bile buluyorum bagajda ve temiz olmasına rağmen, utanarak sıkıştırıyorum onu bir yerlere... Bu kadar anı arasında ve de çöp araba sendromu, bir an farkediyorum Sadık Abi'nin ellerini.... ŞOK !!! Hangi insan evladının bu kadar büyük eli olur ya? Hele Sadık Abi gibi minicik bir adamın.... Selvi boylu olmayan ben'in yanında bile adam Çin masa tenisi takımının yedek oyuncusu gibidir... Eline 3 torbadan fazla verirsen ayakların küçüklüğü ve boyun kısalığından, torbalar bir tarafa bir tarafa ağırlık yapar, adamcık gümppp diye düşer, evimin terasından aşağı bakıp sokakta onu görsem, hep zannederim 30 katlı gökdelende oturuyorum diye... Bu kadar minyonluğa bu eller nereden peki? Hayırdır abi diye sordum, -Bagajı toplayacağımızı duydun, yedek elleri mi takıp geldin? - amanın sormaz olaydım pek bir dertliymiş adamcağız... Acıklı sahneleri geçip, isteğine geleceğim... Sadık abi son 6 aydır şiddetli bir şekilde para biriktirmekte, bir iki ayı kalmış toparlanmasına meblağnın, memleketinde arsa, toprak bile satmış... Ne için mi? El küçülttürme operasyonu için... Yuuuuhh dedim kendi kendime, plastik cerrahinin geldiği noktaya, insanların gönüllerinin ferman dinlemediğine istekler söz konusu olunca, he bir de bir süreliğine de olsa Sadık Abi'yi göremeyecek olmaya...

Yaklaşık 15 kilo hafifleyen arabam, üç sene öncesi anılara gidip gelen
kalbim ve beynim, halen daha ağrıyan alt karın kaslarım ile çıktığımda evime, tamam demiştim halbuki kendi kendime.. Biter bu gece burada ve ben güzel bir duş arkası, harika bir yatak keyfi yaparım... O da neee !!! Sigara bitmiş evde... Derin bir offffff ve hayatımda tembelliği en ortasında bırakıp depara bile çıkacağım tek şey için düşüyorum yine yollara... Hedef sokağın başındaki market... Ayakta şıpıdıklar, kaldırım taşlarını saya saya gitmekteyim, yolun beni götürdüğü yere... Bir ara bir bağırış, çağırış, karmaşa, ateş, uçuşan korlar, soğan kokusu, bir de yıkanmamışlık... Bir bakıyorum bunlar bizim şoparlar sokağın başındaki... Kendilerine bir köşe tutmuşlar, iki senedir bu köşede yaşıyorlar... Burada yatıyorlar, kalkıyorlar, yemek yiyorlar, eğleniyorlar, işlerine buradan gidiyorlar, duş yapmadıkları bir kesin!!... Kalabalıklar bayağı, çoluk çocuk, genci yaşlısı ne olursa olsun hep bir arada ama gece... Gündüzleri kimi karton topluyor, kimi - yani daha güçlüsü- demir ve benzeri... Birde köşede çiçek satan bir grup var... 2 sene boyunca hep görmezden geldim kendilerini, ne uğradım yanlarına, ne de göz göze gelmek istedim... Garip... Halbuki ben karafatmayı öldürürken bile, konuşup, ruhuna Fatiha okuyan bir insanım... Bu gece, o gece, battı balık yan gider mantığı ile önce markete uğradım... Zulam 6 paket sigara, 1 büyük rakı, 1 kalıp beyaz peynir, 5 ekmek, sucuk, bol salam, bolcaaa zeytin (onların kalabalık, benim zeytin manyağı olduğum varsayılırsa), çocuklar içinde cola,sakız ve meyve suyu.... Dönüşte utana sıkıla yaklaştım yanlarına... Önlerinde durunca garip bir sessizlik... Şeytanın bacağını kırması gereken benim diye düşünüp, çöktüm en temiz olduğunu düşündüğüm yere ve başladım konuşmaya, aldıklarımı paylaşmaya... Adamların kalbini sigara ve rakı, hatunlarınkini salam, çocuklarınkini de meyve suyu ve sakız ile çaldım... (Şaka gibi ama cola içmiyorlar, sağlığa zararlı olduğunu söyleyerek) Hayatı anlattılar gözlerinden, nasıl yaşadıklarını, bazen ne kadar zorlandıklarını, ve bizim onlara nasıl davrandığımızı... Acıklı biraz hikayeleri, dinledikçe - ahh ulan benim dert ettiğim şeylere bak, utanıyorum kendimden- dedim!!! Ama yine de memnunlar hallerinden... Sabaha karşı 3 sularında kucağımda uyuyan veledi annesine teslim edip, hafif kıyak kafam, bitlendiğime kesin emin olduğum ama saygısızlık olmasın diye kaşıyamadığım saçlarım, yüzüme o kadar kirlilikleri içinde en parlak halleri ile gülümseyen 18 insan, ve - merak etme arabanı da evini de öğrendik, zarar vermeyiz kesinlikle... sende arada bir uğra ama - sözleri arasında başladım kendi evime yürümeye... sonra durdum ve sordum... - Bu gece herkes birşeyler istedi hayattan, siz ne istersiniz? - Yok fazla bir istekleri, memnunlar hayatlarından, ama iki sokak arkadaki çöp konteynerlerine başka çingeneler dadanmış, kazançları azalmış dolayısı ile... O çöpleri yeniden toplayabilmek istiyorlar sadece....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder