11 Eylül 2009 Cuma

SiViLcE...

İnsanın beklemediği, ama en usturupsuz yerinde çıkan sivilce hayatı ne kadar engeller derseniz, size bir sünnetli fotoğrafımı hemen yollarım! Tek maşallahım eksik!
8 hamlede oturup, 6 hamlede kalkabiliyorum! El hep don kenarlarında!
Ufak bir sivilceden ne çıkar demeyin! Normal sivilce bir üzüm taneciği ise, ben benimki ile 2010 yılı bağbozumunu kutlayabilirim!
Yaw bu beden ve acı mekanizması nasıl işlemekte, biri bana açık açık anlatsın! Yoksa ben daha bu yaşta yaşlılık için ayırmam gereken tüm haklarımı satıp savuyorum!
Yarın sabah 9da doktordayım! Cilt doktorunda!!!
Bir ona göstermemiştik mal varlığını, o da görsün eksik kalmasın!

BIG WET BALL :))


Eylül geldi geçiyor...


Hiç bir Eylül tutmayacak bu Eylül'ü !!
Nereye gidersen git bu Eylül bu Eylül olacak!
Neyse acısı ve tatlısı bu Eylül'de hatırlayacaksın!

Bir dahaki Eylül'de çooook mutlu olacaksın belki!
O yüzden mutsuzluğunun, umutsuzluğunun, huysuzluğunun tadını bu Eylül'de çıkar!
Bir daha hiç bir Eylül bu Eylül olmayacak!
Yeter dediğini duydum sanki, öyle işlemiyor düzen, kötü haber

:( özür dileriz...
Çek ki ama sen bunu, daha iyi zamanlar olduğunu, olacağını gör!
Söz sana olacak, oluyor! Daha mutlu oluyor musun???
FARKLI MUTLU OLUYORSUN!!

ZIT KUTUPLAR mı, TENCERE ve KAPAK mı?

Zıt kutuplar birbirini çeker mi? İllaki çeker, kanıtlanmış işte zamanında fizikle, matematikle! Biyoloji, kimya var mı işin içinde bilmiyorum hiç?!İlgilenmiyorum da, sevmem çünkü bu bilim dallarını...
Ama benim mıknatıs koleksiyonum var mesela, çatır çatır çekiyorlar buzdolabımla birbirlerini! Böyle bir anlaşma, böyle bir kaynaşma yok! Hatta çekim o kadar fazla ki, dolabı silen kadın mıknatısları yerinden oynatamıyor, dolayısıyla ileri geri itme hareketleri ile temizliğini yapıyor... Nedir ama sonuç: Birbirini çeken zıt kutupların birinin çizilmesi, üzerinde çentiklerini bundan sonra hep taşıyacak olması... Belki affeder dolabım, mıknatıs koleksiyonumun onu çizen zıt kutbunu... Eğer o mıknatıs kalsa hep üzerinde... Ama bazen ağır geliyor, bazen mıknatısın etkisi bitiyor, sıcaktan gevşiyor ve daha bir sürü neyse ne! Düşüyor yere kendi tuzla buz olup ya da geriye yapışmak istemezken, dolabımı çizikleri ile tek başına bırakarak...
Bizde seninle böyleydik işte! Tencerenin kapağı gibi birbirimizi mi tamamlardık, yoksa zıt kutuplar gibi birbirini mi çeker, hiç çözemezdik! Tam olduğumuz zamanları sükunet içerisinde geçirirken, ekseriyetle zıtlık dolu ruhlarımızla çizer, kanatırdık hep birbirimizi! Her gece sevişmelerde unuturduk sonra zıtlıkları, herkes kendi tarafına dönüp ya da yüzyüze silerdi gözyaşlarını, tekrar bütün olurduk en tutkulu öpüşlerde... Ne tam olup kazandık biz, ne de zıt olup... Çizdik, sevdik, seviştik, eğlendik, güldük, ağladık, birbirimizin sigarasından sigaralar tellendirip dumanları suratlarımıza üfledik... Sonra birimizin gözü yandı dumandan... Yüzünü çevirdi... Birimiz fazla zıtlaştı, çok çizdi acıttı... Birimiz kurtarırım sandı... İkimiz çok inandı ya da hiç inanmadı... Kurtulamadık biz... Zıtlığımız, çiziklerimiz, kalbimiz avucumuzda, sözler daha tam bitmemiş, sevişmeler aynı güzellikteyken, seni de beni de temizledi bir toz bezi!
Hangimiz daha tuz buz onu bulmak lazım...

Bulls eye...

İşe koş, sporda koş, yemeğe koş, arkadaşlarla buluşmaya koş, hedefe koş, tutturamadın başka hedef bul ona koş, ormanda sağlıklı yaşam için koş, arkadan sel geliyor koş babam koş, istop'u tutmak için koş, yoksa vuracağın adamlar vuramayacağın mesafelerde olacaklar, trene koş, vapura koş....

Yorulmuyoruz biz heralde yaaa... Ya da metropolitan olmanın baş şartı olan koşma, koşturma, koşturmacaları o kadar benimsemişiz ki, en amiyane tabiri ile koymuyor hiçbirimize... Çok yorulursak bedenen, bir saat erken giriyoruz yatağa, iki suda eriyen C-vitaminini hüpleterek, ertesi güne şifa niyetine! He kafayı kırdıysak ucundan o zaman o yoga senin bu guru benim, ordaki psikolog iyi bu taraftaki daha kötü arayışları...Kendimize göre çözümlerimiz hazır, çözüm zannettiklerimiz ya da...

Ben birçoğu gibi hayal kuruyorum mesela, günün kalabalığını evimin kapısını kapatıp arkamda bırakarak, rahatsız ama özlediğim koltuğumda... Bir gün Yeni Zelanda semalarındayım, başka bir yorgunluk anı, soğuk denizlerin sıcak kıyılarında, bazen puro sarıyorum Küba sokaklarında, hatta bir kere dünya turuna bile çıkmıştım, kesinlikle yeterli olmayan coğrafya bilgimle...

Sıkılıyorum bazen etkisiz rutinlerden... Hayatıma kattıkları, kaçırdıkları değil tartıştığım! Ama rutinin kendisi, bordronun ön yüzü, sabah belli saatte karşısına geçilen akşam o saat olmadan gözün ayrılmadığı bilgisayar ekranı, otomatiğe bağlamış konuşmalar, aynı yüzler, benzer sesler, sesli harfleri yutarak konuşanlar, nazik totomu yazın pişiren kışın üşüten deri koltuklar, aynı mekanlar.... Çapı geniş bir çemberin en tontişinden fino köpeğiyim, aslında bazen bir pitbull olup, herkesi, herşeyi ısırıp yemek isterken... (Ben bu aralar taktım zaten birilerini yemeye, hayırlısı diyorum sadece)

Bir kısmı önceden, hatta çooook önceden daha ilk doğarken konulmuş, bir kısmını hayatımın şekillendirdiği, mahalle baskısının az buçuktan katkısının olduğu hedeflerden baygınlık geldi... Ufak, eşin dostun olduğu, denizin soğuduğu, güneş batarken anlamsızca ufka bakıldığı, çok istemedikçe konuşulmadığı bir Ege kaçamağı beni bekler galiba... Sıkıntıları sezondan önce denize döküp, bol yosun, mavi, çam ağacı, kozalak, begonvil, beyaz, tuzlu mayo, balık, zehirlenilmeyecek ve ürik asidi zıplatmayacak oranda karides, sessiz koylar, sesli kahvelerde yaşlı amcalarla 51'ler, şıpıdık terlikler, birkaç don, bir gömlek, bir şort, bir de gerekirse diye sıcak kazak eşliğinde kışı karşılamak lazım! Az kaldı... Gidiyorum yakında, biraz uzaklara, yetecek kadar süre kalmacasına... Destination unknown...

Allah bu kadar vurdumduymaz olan, rantçı pezevenklerin hepsini kahretsin!!!!

Bahçeşehir'de Hayvan Barınağında Bulunan Yaklaşık 265 Kedi ve Köpekten 130'u selde ölmüş!! Onlarla ilgilenen gönüllüler barınağa geldiklerinde yaşayan hayvanları çamur ve balçık içerisinde bulmuşlar!
Ama bu kadar sinirlenerek hata bende değil mi? İnsana değer vermeyen bu pis mentalite barınaktaki hayvanları neden düşünsün ki? Hay aptal ben, nelerde kuruyorum aklımda!!

9 Eylül 2009 Çarşamba

NUH TUFANI...

Rezillik diz boyu... Hatta ben boy veremiyorum bu kadar suyun içinde! Ama size kısaca bilgi vereyim dedim!

Bizim gümrük şirketi haberlerde göreceğiniz İkitelli Basın Ekspres yolunda, şirkete ulaşamıyoruz. Bina yarısına kadar su altında. Ofis Allah'tan 7.katta, server sağlam, tüm back-up'lar alınmış durumda ama muhasebe arşivleri sular altında kalan bölümde. Berbat bir durum... Sabaha karşı 3ten beri antrepodayız (bu da hadımköy bölümü) babam ve tüm ekiple, burayıda sel basmış durumda ayağımızda çizmeler üzerimizde t-shirtler donumuza kadar ıslak malları rafların en tepelerine kaldırıyoruz. Forkliftleri kenarlara bağlıyoruz yüzmesinler diye. Mal olarak zarar bir kaç yüz bin doları ALLAHTAN geçmez!!!
Halkalı Gümrüğü tamamen sular altında! Sele kapılıp yuvarlanan tırların içersinde - televizyon her ne kadar iki ceset desede - SADECE BUGÜN onlarca insan ölmüş durumda, ben bunu bizzat görenlerdenim!

Bu yağmur yine başladı ve devam edecekmiş. Cuma cumartesi daha da şiddetlenerek.. Dahası olur mu bunun, dahası nedir hiç bilemiyorum tahmin bile edemiyorum. Ben şimdi itfaiye ve karakoldan zabıt tutturmaya gidiyorum!
Şu işler toparlansın, sigorta ile anlaşılsın, o bu , ondan sonra bu azına sıçtığımın alt yapısız, insana saygısı olmayan, canının ve malının boklu bir dere taştı diye tamamen risk altında olduğu, yılların ağaçlarını kesip, rant sağlıcam ev yapıcam para kazanıcam diye acısından ölen, çarpık kentleşmeye peşkeş çeken hali hazırdaki dahil tüm belediyelerini,yöneticilerini, en şerefsiz hükümetlerini, ibne RTE ve onun göt yalayıcı şürekasını barındıran şehir ve ülkeden siktir olup gidicem!
Bu sinirle haber vereyim dedim!

Aylık aidatı 72.000 USD olan Hadımköy'deki olimpik havuzumuzdan sevgiler gönderiyorum herkese!!!