16 Ağustos 2011 Salı

Az kaldı geliyorum... Çok da anlatacağım var!

Ders çıkaranlar m olur artık, takibi bırakanlar mı görücez :))

Ama...

7 Şubat 2011 Pazartesi

neler oluyor hayatta? birde su ruya gercek olsa olsa...

1 ay once parmaga follos olan yuzuk o gece parmaga girmiyor mesela...
niye?
cunku yerden isitma sonuna kadar calisiyor herkesin belden asagisi yetiler gibi sis, parmaklar L-beden!
muzik olayinda sinifta kaliniyor...
ayni "masa dolasmayiz biz" kuru sIKI sallamalarinizi yedigimiz gibi!?!
deli yoruluyoruz...
biz bunu en istemem ama azicik yan cebime koy diye yapan ekiptik, yine de shaftimiz kaydi!
niye?
cunku bizi seven, birlikte gormekten memnun olan, bizimde onlarin orada olmasindan cidden mutluluk duydugumuz insanlar vardi etrafimizda...
kiyamadik, istemem yan cebime koy killigimizi bir yana atip, bildiginiz somine onu kedisi modunda sokulup sarildik!
bu arada kuaforume en derin sevgi ve saygilarimi sunmak isterim bu vesile ile!
yok boyle bir olay hanimlar!
ben boyle rahat ve duran bir sac, bu kadar opmeye yalamaya saat sabahin 4unde makyaj pamugunun dibini gordurecek kadar sabit makyaj gormedim!
helal olsun, kendisinden benzer guzel performanslari dugunumde de bekliyoruz!

------

nerde kalmistim....
heh evet sokuluyorda sariliyorsunuz...
71 kisiye benzer muamele kolay degil dolayisiyla deli yoruluyorsunuz
300 kisiye nasil yapacaginizi dusunuyor isin icinden her ikinizde cikamiyor tirsiyorda tirsiyorsunuz...
cok simariyorsunuz...
hele de hatunsaniz; olayin totonun bircok seferler tavana vurmasi ile agiz kulak hizzasinda geciyor saatleriniz
ertesi gun herkes normal hayata pek hizli donuyor yalniz
hatun kisi icin siddetli bir dibe vurus oykusu...
reminder koydum kendime dugun icin daha yumusak gecisler rica edecegim ertesi gun ayildigimda...
korkuyorsunuz...
oyun degil bu...
biz hayatimizi birlestiriyoruz

-------

parmagimdan hic cikarmadigim bir yuzuk
aynada gozume carpiyor gulumsuyorum
incecik bir halka gelecegime guven veriyor...
gidecegimiz cok yol var... ben biraz uslanmaliyim belki, o hep sarilmali
herhalde beraber yatisiriz.


4 Şubat 2011 Cuma

Nabız sıfır...


Birilerinin benim için yazdığı, ezberlemeye ya da bir kere prova etmeye bile fırsat olmadan, her anını, her gününü, herkes gibi, bilmeden yaşadığım hayatın yeni sahnesi resmi olarak yarın başlıyor...
Panik had safhada...
Heyecan onun biraz üstünde...
Asabiyim ucundan ota boka laf ediyorum...
Duygusalım da sanırım biraz....
Hazırım onu da biliyorum...
Kendi örneklerimle her gün dikte ettirdiği bir tek şey vardı son 30 senenin bana! O da günün yaşanması gerektiği, dünün geçmiş, yarının olup olmayacağının bile bilinmediği!
Yine kendi örneklerimle kendi oyunlarımda rol aldım, bazen en başta; bazen korkup, çekinerek ya da sevmediğim için en arkalarda...
Çok koştum, zıpladım, sevdim, kırdım, kırıldım, yaşadım, kahkaha attım, gözyaşı döktüm, planladım, kinlendim, çıldırdım, çıldırttım, çalıştım, yoruldum, mutlu oldum, dibe vurdum, toparlandım, yürüdüm, yuvarlandım, yedim, içtim, sızdım, gezdim... Her sahneyi birbirinin benzeri reveranslarımla terk ettim...
Gerçekten oyun olarak baktım bir çok şeye, her zaman keyifli olmayacağını, çok yıpratacağını bilsem de... Hep omzumu sallayıp gidebilirdim çünkü, kırıklar ya da mutluluklar bana baki kalarak...
Şimdi beni ben yapan 30 sene ve tonlarca reverans üzerine, yarın en cici kıyafetimle hayatımın en önemli rolüne çıkıyorum yepyeni bir sahnede... Bundan sonra birçok şeyin monolog olmayacağı, omzumu silkip gitmenin pek sökmeyeceği, üzülüp kırılırsam beni sarmalayacak birinin daha yanımda, yakınımda olacağı, çok seveceğimi bildiğim, çok heyecanla beklediğim, hatta aşırı heyecandan feci kıllaşıp sevgilinin anlamsızca ağzının orta yerine ettiğim, son nefesime kadar severek oynayacağım, belki hiç bir zaman Oscar almayacağım ama yine de tüm performansımla THE END yerine MUTLULUK yazdıracağım bir rol...

Ödüm bokuma karışıyor, elimize yüzümüze bulaştırmayalım lütfen yaaaaa ...

25 Ocak 2011 Salı

Araya sıkışmak zorunda kalanlar...

Hepsi ile ilgili tek tek, uzun uzun yazmak gerek aslında ama on yüz milyon parçaya bölünen beden, beyin, kalp ve zaman yeterli değil...

O yüzden iki TIKSIRMA arası birşeyler çiziktirip kaçacağım yine...

Düğün hazırlıkları arası en çok canımızı sıkan bu içki yasakları oldu bizim, konuşup anlaşmaya çalıştığımız mekanlara ilk bunu sorduk... Sevgiliyle benim güzel bir düğünden anladığımız gırla içki, boombastic music çünkü... Şimdi içki içebilme yaşının 24'e çıkarılmaya çalışıldığı bir ülkede 21 yaşında evlenen babamın karısını koluna takıp tarabya'daki muzikli lokallerden birine gidip içki içememesi, en az üç sene daha bekleyecek olması, bu arada şıra, ayran, cola turka gibi zihniyete ve zihniyetin cebine hizmet eden içeceklerle nefis körlemesi sahnesi gözlerimin önünde... Ağzı bırakıp totoyla gülesim geliyor...

Bir arkadaşımız seks yaşını da 32'ye çıkaracaklarından korktuğu için bu aralar beline kuvvet çalışmakta... Kendisine kolaylıklar diyesim geliyor...

Sanattan çok anlamam, beni resim sergilerine değil, insanlık tarihi, savaş müzelerine götürün derim genelde... Ama emeğe saygımı olabilecek en üst düzeyde tutmaya çalışmışımdır hep! Ucube diyerek bir insanın emeğini aşağı gören  bir başbakan benim başbakanım olamayacağı gibi, hiç aynaya bakmadığını da bir kez daha cümle aleme gösterdiği için, kendisine acıyasım geliyor...

İnsanların tepki verme süreç ve sebebini bile faşist bir mantık ve yönetim şekli ile engellemeye çalışan kabadayı kılıklı bir dolu hergelenin yönetici olmasına, bunların bir de alt tebası olan toto yalayıcılarının olmasına YUHHH'lamayı bırakın ana avrat küfredesim geliyor... Hayatımın hiç bir evresinde sevmediğim, bundan sonra da ayrı bir sevgi göstermeyi planlamadığım içlerinde dostlarımın, akrabalarımın, arkadaşlarımın olduğu GS taraftarı, lafım size! Ucu tüm Türkiye'ye dokunan kim gelirse karşınıza ve nasıl bir provokasyon yaparsa yapsın, korkmadan, yılmadan YUHH'lamaya devam! Sizi almazlarsa içeri, ne idüğü belirsiz kameralardan belleyip, içiniz rahat olsun biz gelir devam ederiz!

Küçük balık yoksa büyük balık da olmaz diye yırtınsak da kontrolsüz güç maalesef güç oluyor bu ülkede, marmara da tez zamanda bir lağım çukuru! Şu balıklara dokunmamaları için, o trolleri evlerinin içinde mi patlatmak gerek bu insanların bilemiyorum ama azalan balıklarımız için ağlayasım geliyor!

Ve tüm Uğur'lar, Hrant'lar, Gaffar'lar, senelerdir faili meçhuller için, daha son sözümüzü söylemedik diye haykırasım geliyor!

bu ülkeyi, bu milleti kendi çıkarları ve cebi için harcayan baştaki, alttaki, ortadaki, görünen, görünmeyen HERKES!!!

17 Ocak 2011 Pazartesi

Devam...

  • Kendi kendinime kaburgamı kırdığımdan şüphelensem ve ağrı içinde kıvranıp, sevgiliyi öpmek için bile arkadan destek almak zorunda kalsam da
  • Haftasonları çok hızlı ve uykusuz, haftaiçleri çok uzun ve uykusuz geçse de
  • Her önüne gelen hatır bile sormadan ne zaman düğün diye sorsa da
  • Detoks yapıcam diye sadece sıvı almaktan tüm bünyeyi çökertip hüngür sümük grip olsam da
  • Soğuk havalar pek soğuk olup, yaz her dakika daha çok özlense de
gülümsemeye devam ediyorum ben... Çünkü mutluyum... İyi ki mutluyum...

6 Ocak 2011 Perşembe

E-V-L-E-N-M-E

Zor iş bu iş...
Sinirler harap oluyor...
Birden fazla insanı tatmin etmeniz, dinlemeniz, bazılarına kibarlıktan ses çıkarmamanız, ses çıkaramadıklarınızın acısını diğerlerinden çıkarmanız, SİZ'in isteğinizin HERKES'in ortak isteğine dönüştüğü, rüyalarınızda sürekli ya nişana ya da düğününüze geç kaldığınız, daha da kötüsü bembeyaz gelinliğin üzerine hep göz kalemi sürdüğünüz, teklif aldığınız, aldığınız tekliflerdeki rakamlara şaşa kaldığınız, zaten batık para olarak kabul ettiğiniz bir bütçe için daha da içinizin acıdığı, ev düzmeye çalışırken düzüldüğünüz, su borularının plastik mi demirden mi olduğunu öğrenmek için yüzlerce lüzumsuz adam aradığınız, annenizin size dantelli saten gecelik almaya çalıştığı (ben satene DOKUNAMAM ya DOKUNAMAMMM, anlatamıyorum derdimi), babanızın davetli listesinden isimleri sildiğinizi görüp " beni de sil istersen bu gidişle bende gelemeyeceğim" diye trip attığı, bir günde 16 tane beyaz kıyafet deneyebileceğinizi gördüğünüz, hiç tanımadığını bir grup insanın sizi beyaz balina aydın moduna sokmak için döt döbek herşeyinizi gördüğü, gelinlik içinde nefes alınmaması gerektiğini öğrendiğiniz, çişiniz gelirse altınıza yapacağınızın bildirildiği, sevgili ile kaçıp uzak diyarlarda evlenesinizin geldiği bir dönem...

Benden tavsiye, eğer bu işe gerçekten kafayı kırıp girecekseniz:

  1. Benimki kadar sevgili bir adam bulun... Ve onu çok sevin, çünkü o sizi çok seviyor ve sizin istediklerinizi elinden ve cebinden geldiğince gerçekleştirmeye çalışmak için çırpınıp duruyor! GIK'ını en minimumda o da ara sıra çıkararak
  2. Deli misiniz nesiniz bilmiyorum ama basın gidin başka bir ülkede az ve öz davetli ile evlenin!
  3. Evin su tesisatı demirdense geçmiş olsun, hepsini değiştirmelisiniz
  4. Baba ile dalaşmayın, anne kaldırıyor biraz daha ama baba bir bakıyor, 7 milyar dünya nüfusunu düğününüze davet etmek istiyorsunuz
  5. sinirleri baştan aldırın ya da durmadan mantar yiyin! Event'in sonunda "bad trip" der geçersiniz...

27 Aralık 2010 Pazartesi

3...2...1.... Yeni yılllllllll !!


2009'da Turkcell'in katkılarıyla başlatılan yeni yıl karşılama şarkısını 2010'da kendimce uyarlayıp, kırmızı donlarla yeni yıl karşıladığımı cümle aleme iletmiştim... 2011 için çok uğraştım, makam tutarsa sözler oturmadı, sözleri uydurdum yenisini besteleyemedim, velhasıl bu seneye şarkım yok şu saat itibarı ile! İlerleyen günler ne gösterir bilemiyorum ama son iki rakam bir olunca ne nakarat oluyor ne kafiye, ben sinir olup son iki rakamı bir olan Milli Piyango biletlerimi bile değiştirdim!

Hiçbir sene ile alacak verecek meselesi bırakmadım öncesinde, bununla da kalmayacak biliyorum! Verdiği her güzel şey, her mutluluk, her gülümseme, her başarı için birşeyler de almasını hep bildi bu sene de! En büyük kaybım, bir o kadar büyük kazancım, ortamı çınlatan kahkahalarım, içimi delerek çıkan gözyaşlarım, sevdiğim, nefret ettiğim, sarhoşluğum, ayıklığım... Hepsini verdi 2010, ağzım peltek söyleyip istediğim kırmızı don yanı! Bir kaç güne el sıkışıp uğurluyoruz birbirimizi! Ben yoluma devam ederken ritim tutturamadığım için biraz da rahatsız başladığım yeni yılda, 2010 tamamen kayıp gidiyor ellerimden! Dönüpte değiştirmek isteyeceğim şeyleri, öyle her istediğimi yapıp değiştiremeyeceğimi öğrendiğim ilk anlardan beri pişmanlık duymamak için çabaladım! Gideni geri getiremeyeceğimi kavradığım en sert yıl oldu! Bir çok tarafından en sağlıklı yıl! Bazen yeterinden fazla alkollü! En başından en son anına kadar pek sevgili!

En yeni yıla elimi bir hayat boyu bırakmayacak olan adamla giriyorum şimdi! Bir dolu koşturmacam, bir sürü planım, uzun listelerim, koca bir hayat var önümde... Daha çok şey istemiyorum, daha azına tav olmam, daha delirmem, ama bundan fazla da akıllanmam, çok severim, gözyaşı istemem, bol sağlık dilerim en sevdiklerime, hepimize, herkese! 2010 ile sizde kapatın yavaş yavaş defterleri! Daha önünüzde 2011 yazmaya alışacağınız koskoca bir sene, bir dolu süpriz, hepsiyle karşılaşmaya hazır siz ve havai fişekler var! Denizin ortasında ya da ormanın içerisinde atmayın yeter bana! 

20 Aralık 2010 Pazartesi

Pamuk'a...

Pamuk seni çok özledim...
Seni düşünmeden geçen gün yok gibi, varsa da sanırım günün sıkışıklığından...
Arayıpta senin açmadığın telefonlara halen daha küfür ediyorum, alışamadım bir türlü...
Anlatacak çok şeyim var, benimle beraber yaşasan çok mutlu olurdun...
Aslında biliyorum da bir ucundan, sen yakın takiptesin bizi/ beni, sadece yerini belli etmek istemiyorsun...
Ama bil ki rüyalar dışında da "anneanne" demeyi özledim!
Pamuk kokunu özledim...
Bana bakışını özledim...
Üzeri ben dolu ellerini özledim...
Sigara böreğini özledim...
Seni çok özledim...

Sen yoktun aramızda cumartesi günü ama bir yerden Ertan Bey'le bizi seyrettiğinizi biliyorduk, diliyorduk hepimiz! umarım ikinizde en önlerden yer kapıp, cumartesi günkü heyecanımızı, sevgimizi, sevincimizi paylaşmışsınızdır!

Çok heyecanlandık Pamuk...

Annem hiç belli etmemeye çalıştı ama sanırım ne öncesinde ne de sonrasında birkaç gün uyuyamadı! Babam cumartesi günü saat 12de takım elbisesini giymiş hazır ve nazırdı! Şakalar yapmaya çalışsa da korkusu ve heyecanı o kadar belliydi ki sarıp sarmaladım onu arada bir...

Kız vermek zormuş diyorlar, onu bir ara annem sana anlatır... Ama kız istemek de zormuş sevgilimi izlerken farkettim... Çok kalabalık olmadık amcamlar, dayımlar, babaannem, bir de Berke, annesi ve ablası... Keşke dedim hep içimden, keşke tanıyabilseydin bu adamı ve ailesini... Keşke tam anlamıyla anlasaydın, bu kadar kuruma ve konsepte karşıyken neden EVET dediğimi... Anneciği çok heyecanlıydı Berke'nin, Burçin'i Berkeye istiyoruz derken... Babam anlamsızca konuştu biraz, annem birşeyler geveledi, verdiler sanırım, ben heyecandan pek duyamadım ama koşa koşa tebrik ettik birbirimizi :)

İçin rahat olsun Pamuk bu adamı beni sevdiği için, çok saydığı için, sonsuz mutlu ettiği için, gülmelerime yenisini eklediği, elimi elinden bırakmadığı, kalbimi kalbinin yanına koyduğu, bugüne kadar ne söylediyse yaptığı ve bundan sonra da yapacağına inandırdığı için seviyorum...

Herşeyi gördüğüne, bizle beraber heyecanlanıp, güldüğüne, mercimek köftesinden bir parça tatmak için can attığına, annemin dolmalarına yine kuru olmuş diye söylendiğine, kemalpaşaların tam Bandırma usulü olduğunu bildiğine eminim, ama ben yine de bizim mutluluğumuzdan bir resim gönderiyorum sana!


Seni çok seven torunun...

17 Aralık 2010 Cuma

16 Aralık 2010 Perşembe

Anneler ve kızları...

Bizimkisi zor bir ilişki olmuştu anneyle, en başta burçtan kaybetmiştik çünkü! O aslan ben boğa, kolay olmamıştı bir çok gün inatçılık, hükümranlık, yüksek ses tonu, kendi başının diki ve benim dediğim olacakların havada uçuştuğu yıllarda...

O bir kalıp peynir yemeğe zorlarken beni, ben sürekli kusardım! Ben laçkalığa zorlarken onu o hep babamı devreye sokardı! Haybeye savurduğum lüzumsuz birkaç kelime, bir de evrene yollamaya çalıştığım bir kaç çocukca mesaj dışında pişman olduğum hiç bir gün olmadı ilişkimizde! Biz böyleydik... Her şeyi beraber yapar ama her gün fırça yerdim! Hele bir dönem Yeşilköy - Nişantaşı arası sahil yolundan nefret etmişliğim vardır, her seferinde kavga edildiği için o yolda! O yolda bir gün dayanamayıp arabadan atlamışlığımda, annemin şaşkın bakışları arasında! Çok sinirlendiğim (beni çok sinirlendirdiği bir dönem de diyebiliriz) bir dönem sabaha karşı lahana bebeklerden siyah saçlı olanı yataga koyup, bir sırt çantası, bir dolu küpe (hiç küpe takan bir insan değilimdir), bir kalıp sabun, okul forması ve azıcık da parayla kaçıp gitmiştim evden! Kaçma kavramını da pek bilemediğimden herhalde evine sığındığım arkadaşımın uyku mahmuru ve şaşkın ailesinin gözleri önünde üstümü değiştirmiş, okula gitmiştim saf saf! Evden kaçtığımı, okula gittiğimi ama gelip beni almalarını istemediğimi iletmek için sabahın 7sinde evi aradığımda babamın telefonda şok geçiren sesini 20 sene sonra halen daha hatırlarım...

Senelerce süren itiş kakış, laf salatası, sarılmaların ertesi kavga dövüş ben üniversiteyi bitirip master için yurtdışına gidince şekillenmeye başladı, önceleri bizi korkutan sonraları ise hoşumuza giden şekilde! Farkettik ki arada mesafe varsa birbirimizle konuşmadan, herşeyi ( OK, çok şeyi) paylaşmadan gün geçiremiyoruz, ama yan yana geldiğimizin ikinci günü zannedersiniz kan davalısıyız... Biz de karar verdik en stabil olduğumuz sistemi kurmaya, yurtdışı macerası sona erince döndüğüm İstanbul'da evleri ayırmaya ama haftanın belli günleri de bir arada olmaya... Çok uzun zamandır iyi giden sistem evlilik kelimesinin annemin kulağına fısıldanmasıyla, bildiğiniz çöktü! Annem annelikten çıktı ve formatını koruyan ama babamla beni şoklara sokan istekler, tercihler yapan bir yaratığa dönüştü... Önce çeyiz yapıyoruz diye dolaşmaya başladığımız çanak çömlekçilerde ortaya çıktı ilk belirtiler... Şimdilerde, en beyaz, en sade, en benim beğendiklerime sümüğünü bile atmazken en kraliyet ailesini ağırlayabileceğimiz cafcaflıktaki tabak çanak gözümün içine sokuluyor! Çanak çömlekçiden havada uçan tekmeler ve tabaklar eşliğinde bir sirtaki ekibi havasında çıkıyoruz... Nişan bohçası hazırlamak istiyor, herkes diyor ki sakin ol tek çocuksun kırma! Ama onu kırmazsam bir noktada kafamı kırmak zorunda kalacağım, battal boy valiz alıp içine hazırlamak istediği nişan bohçası sebebiyle! Gelin takısı örneklerinden gösterdiklerini bugün Dolmabahçe sarayında avize niyetine sergiliyorlar, hayır bütçesinden geçtim o takının, düğüne gelen misafirleri kör ederiz parılpırıltısı ile alimallah! En son bir hafta önce dantelli satenli yatak örtüsü ve nişan yemeği verilecek mekanın seçimi ile ilgili yaptığı bir yorum sonrasında kılıçlar çekildi! Zamanlama adına hiç edep adap bilmeyen annem ya sabahın 7sinde gelir başıma birşey söyler ya da tam işten eve adımımı attığım anda!

Ben satene,kadifeye değemem, dantel hiç sevmem, istediğim yerle ilgili üçüncü şahısların dolduruşuna gelinip yorumlar yapılmasına, ve 9 saat boyunca tüm İstanbul gümrükleri ve bir dolu müşteri üzerimden geçtikten sonra negatif bir şekilde herhangi bir cümleye başlanmasına katlanamam! Öyle de oldu ve ben sanırım çıldırdım.... Ben çıldırınca o altta kalmak istemedi herhalde eski günlerin özlemi ile ve bağırdık bağırdık, ağladı, bağırdık, küstük! ( bir daha dikkat edeceğim perşembe gecesi küsmeyelim diye sesimi çıkaramadığım için bütün gece Fatmagül'ün suçunun ne olduğunu anlamaya çalıştım çünkü)...

Bir kaç gündür uzatmalardayız... "Annecim" ve "kuzum" yine sohbetlerimizi süslüyor, ısınma turları karşılıklı ziyaretler ile pekiştirilmekte... Alttan almam gerekiyor biraz, biraz da sinirlerimi aldırmam, azıcık ona da hak vermem tek kızıyım diye, bir çıt kadar onun beni kabul etmesi ve abartıdan, satenden, yönlendirilmekten, puldan, işli herşeyden, parıltıdan ne kadar nefret ettiğimi anlaması, yarım çay bardağı kadar kendinin değil benim düğünüme, evime hazırlandığımızı hissetmesi, ama o koskoca, güpgüzel, çok anne, çok deli, çok inatçı kalbinden hiç ödün vermemesi...

İşim zor... :)) ama onunki de...

15 Aralık 2010 Çarşamba

Senden, Benden, Bizden...





Benim tek çocuk olduğumu bilmeyen duymayan kalmadı sanırım... Tek çocuk şımarıklığını geçelim, bildiğin yaramazım ben... Ya da bir dakika! Otuz olmuşum, bir kaç aya evlenmişim, bu yaramazım lafı pek ağır geldi yüzleşince... Yaramazdım! Çocuktum çünkü, kız olduğum için herşey bir "yapma etme!" üzerine kurulmuştu, bende hep yaptım ve ettim! Zamane ismi yaramazlığın hiperaktiflik olduğunda ben çoktan 20leri yarılamıştım, ama annem bu yeni terimi duyar duymaz "bizimki hiperaktif" diye dolaşmaya başlamıştı ortada...

Tamam hareketliydim biraz... Çok erken yürümüştüm, ilk kelimem rahmetli hiç hatırlamadığım dedem sagolsun hipopotam olmuştu, anne babayı bilmeden karga diyerek karga peşinde koştum, 1,5 yaş civarı saklambaç mantığını yarım yamalak dinleyip bir çöp konteynırında saklanmak sureti ile ailemi çıldırttım, insan severdim kim ilgi gösterse peşinden hoplaya zıplaya giderdim, kırılmadık kol, bacak, parmak yok, el parmaklarım hepsi ayrı bir yöne bakması ile ünlüdür, burnum iki kere kırıldı, birinde saftorikçe yürüdüğüm sokakta kavganın içerisinden geçme eğiliminde bulunup ilk yumruğu yiyip nakavt olduğum sırada, arkadaşlarım oyun oynamaya çağırıyor diye 1.kat balkondan atlardım, hasta Fenerbahçelilikten deplasmanlara gittiğim sıralarda döner bıçaklı grubun içinde itiş kakışa takılıp bacağıma demir çubuk girdiği için abuk bir şehrin abuk bir nöbetçi eczanesinde tetanoz aşıları yedim (hala nefis bir faça vardır bacağımda), çocuk bağlama sistemleri ben küçükken daha Türkiye'de satılmadığı için annem beni köpek tasması ile bağlardı, Barbie'lerim çok az oldu onlarda kutusundan hiç çıkmadı zaten, bir bmx bisikletimi bir de uzaktan kumandali damperli kamyonlarımı çok severdim, çok kardeş istediğim bir dönemde odanın içi baba ve annemin dahiyane fikri olan "lahana bebek alalım belki kanar" lahana bebekleri ile dolmuştu, içlerinde en çok zenci olanı severdim, genelde çoğuna bıyık sakal çizerdim, orada burada elleri ayakları koyup sallanmaya bayılırdım bu sayede evin kaloriferine kafa atmıştım, ellerimi çekersem sallanmaya devam eder miyim mantığı ile, hala alnımda koca bir iz vardır iftihar ile gösterdiğim...

Sonra bir adam tanıdım... 500 kişi arasında herkesin durduğu an kendisini zıplayarak bana gelirken gördüğüm, sonrasında gözümün kimseyi görmediği! Çipi var benim sevgilimin size gizliden söylemem gereken, tam kafasının arkasında benim alnımdakinin tam tersi yöne, minicikken sinirlenip kafasını yatağın kenarına geçirmek sureti ile elde ettiği... İlk küfrümüzü aynı yaşlarda etmişiz sevgiliyle! O çip yarası dikilirken ilk eşşoğuleşşek'ini savuruyor havaya, ben golümüzü saymayan o. ç. hakeme sinirliyim! Daha kafasındaki dikişler dururken burnunu kırıyor, onu düzeltirlerken kaşı yarılıyor... Hepsi 15 gün içinde, anne baba bezgin, yaşadığına dair belirtileri bebekken ağzının önüne ayna koymak sureti ile anlaşılan büyük (canımmmm) abla sinirli! Kaykaydan düşmeler, board yaparken beli kırmalar, Tayland'da sular yükselince kaybolan oteline ulaşmaya çalışırken kayaya çarpıp dizini parçalamalar gırla...

Sonra bu tanıdığım adam hayatım adam oldu... Sanmayın vukuatlarımız daha az yaralarımız hiç yok! En başta biz birbirimize sarılıp hoplaya zıplaya dansetmeyi çok seviyoruz, hep çarpıyoruz bir yerlerimizi, bu cepte! O benim gözümü çıkarabiliyor mesela, yanlışlıkla parmağı ile retina mı çizmek sureti ile, bu da diğer cepte! Tatile gittiğimizin ilk günü bileğini dubalarda parçalayabiliyor, çıkıp üzerinde 13 yaş grubu arkadaşları ile koşmak isterken, bunu arka cebe atıyorum! Ben gecenin bir körü, sabaha karşı bahçede yalın ayak kafa bir dünya dans ederken begonvilin en büyük dikenine basmayı becerebiliyorum ya da, buna cep kalmadı değil mi?

Sonra tüm bunları çeşitli kereler bir araya geldiğimiz yemeklerde ayrı ayrı dile getiren aileler, en son yemekte dua etmeye başladı bizim ve bizden olacak yeni nesil için... Gözümüz korkmuyor değil, o yüzden annelerden EN AZ birine yakın bir ev arıyoruz, yeni mahsül çok problemli çıkarsa bilir kişiden yardım alabilelim diye... Sevinmiyor değiliz, bizim birleşimimiz kesinlikle muhteşem olacak... Anlaşamıyor gibiyiz, sevgili kız çocuk istiyor ben bir futbol takımı ( OK, Mini futbol takımına da fit'im) kadar erkek!

Lütfen zamanı gelince siz de dua edin, ben sizi haberdar edeceğim!

14 Aralık 2010 Salı

Aşk meşk konularına ithafen...

He is just not that into you...

Hiç kabul etmedik Venüs'ten olduğumuzu bizler... Aynı dili bile konuşmadığımız adamları "bizi anlamıyorlar" diye suçladık! Sevgi istedik, verdikleri yetmedi! İlgi istedik, bizim gösterilmesini istediğimiz gibi değildi! Halbuki hiç bilemedik Mars'ta hava da su da farklı, adamları bizlerden ayıran bu farktı...

Bunca zamanda en iyi öğrendiklerim, son zamanlarda her iki gezegenin farklı üyelerinden dinlediklerim bir tek şey gösterdi bana, mızmızlığa gerek yok Marslının hayatında! Bir Venüslü olarak iki ile üçüncü vızıldanma arası zaten kabloları pas tutmuş Marslı beyni baskı altına alındığını sanıyor, kendini ifade edemiyor, edemedikçe afallıyor, afalladıkça Venüslü daha çok vızıldıyor, vızıldadıkça zaten mesafesi fazla olan Marslı yolu katetmekten cayıyor ve bir an geliyor kapıyor kırmızı gezegeninin tüm pencere kapılarını... Venüslünün hayatında bir çentik daha ıssız adamlar hanesine... Marslının hiç umurunda olmamıştı zaten, kayıpları, kırıkları çok daha az Venüslüye göre... Onun özürü "böyle" olması... Sıkılmayı sevmemesi, sıkıştırılmayı yatak dışında istememesi... Venüslüden beklentisi çok akıllı olmaması, çok sakin durmaması, herşeyden konuşması, ama yeri geldi mi susması, kama sutra üstadı olması , sonra da sadece kendine uygulaması, ellerine ondan önce kimsenin değmemiş olması, ama kendi ellerinin değdiği onca elden leş gibi olması, yuvalanmak istemesi, ama Venüslü aradaki ışık yılı yolları katedip 3 kereden fazla görmek istediyse kendisini, gezegenin basınç merkezine doğru topuklaması...

Ne venüslü ne de marslı için hayat hiç dansa davetteki kadar kolay olmadı, saklambaçtaki kadar heyecanlı ve hızlı, uzun eşekteki kadar beline ve şeyine kuvvet, körebedeki kadar kör, ortada şıçandaki kadar talihsiz (adını sevmezdim bu oyunun hiç), istoptaki kadar dengesiz (bunda da topu hiç tutamazdım, millet tabana kuvvet kaçardı, sonra vur vurabilirsen)....

Ben venüslü, güneş sisteminin en marslı adamlarından biri ile Dünyada bir hayat kurmaya çalışırken, hem venüslüleri hem marslıları dinliyorum hayatımdaki ve gülümsüyorum... Biliyorum çünkü Venüslü vızıldamaz Marslı ıssızlaşmaz ise, beyindeki elektrik doğru hareket halindeyse, içlerinde herhang bir hinlik, kinlik, cinlik yok ise tümü mutlu olacak!

Bu Venüslüyü bu hafta sonu Marslı babasından istemeye geliyorlar! Heyecan dorukta! Kendinden başka hiçbirşeye odaklanamıyor, kahve yapmayı öğrenmeye çalışıyor, içine tuz koyup koymayacağına karar veremiyor, mutsuzluk duymak istemiyor, duysa da dinlemeyeceğini şimdiden belirtmek istiyor, Venüslülere sesleniyor adamın üzerine fazla düşmeyin diye, Marslılara sesleniyor ayağınızı denk alın, canını acıttığınız her Venüslü arkadaşım için karşınıza çıkarım cesaretiyle....

Hamiş: Resim Sadi GÜRAN

24 Kasım 2010 Çarşamba

EVET :)))))


Bir adam var hayatımda son 15 aydır, hayatı gerçekten keyifli kılan, bana baktığında gözlerinin ışığını hissettiğim, sabahları yanında; başım kalbinin tam üzerinde uyanmazsam mutsuz olduğum, bardan bulduğum, önceleri birbirimizi duvardan duvara donda salladığımız, sonraları işin içinden çıkamayıp çok aşık olduğumuz, onunla geçen zamana hem sevinip, hem geçtiği için üzüldüğüm, kahkalarımın ucunu bucağına sığdırmayan!!

son on beş ayın en güzel süprizini yaptı bana beraber gittiğimiz New York'da... Herkesi, herşeyi ayarladı, havalimanı güvenliklerini kafaladı, arkadaşlarımızı susturdu, uçakta horlayıp herkesin sempatisini kazandı, benim "ama ben central park'a gitmek istemiyorum, Harry Potter vizyona giriyor"larıma kulak asmadı, çok heyecanlandı, tüm hamlığına rağmen küreklere asıldı ve 19 Kasım Cuma günü Central Park'da gölün tam ortasında kaçamaycağıma kanaat getirip " bu hayatı seninle paylaşmak istiyorum ya sen" dedi...

Evet :)

Kayıktan düşme pahasına kucağına zıplamam evet....

bir hayatı onunla paylaşmam tüm tatlı ve bazende en acı anlarında evet...

Ondan -gönlün istediği bir futbol takımı, şartların el verdiği bir kaç- çocuk yapmak evet...

Mutlu kocaman bir aile olmak evet...

Bu blog'un bir evlilik blog'u olması mı? hahahah kesinlikle hayır :) Sevgili halen daha çok kızıyor orada burada adının geçmesine.... 

Toparlanın düğünümüz var, ama ondan önce bir kafayı, uykuyu ve resimleri toparlayıp "Burçin New York'da" anlatıcam herkese ...

10 Kasım 2010 Çarşamba

Top 10

Kendinden başka kimseyi görmeyen, bilmeyen, trişkadan dinleyen herkese kılım! Biiiirrr!

Çatısı akan evimi on yüz milyonuncu kere ziyaret edip, bir bok beceremeyen ev sahibi ile aram bozulacak gibi ikiiiiiii!

Fena gidesim geldi, ama zaten az da kaldı iki güne okyanus ötesine uçuyorum sevgili ile, üçççç!

Hayvanlara kötü davranan herkese kafa atasım var döööörttt!

72 yıldır yokluğunu hissetiğimiz ATA'ma her zamandan daha fazla ihtiyacımız var, ama onun keyfi yerinde sanırım hiç ilgilenmiyor bizimle bozuluyorum, beeeşşşş!

Pamuk'u çok özledim, geçen gün evinin önüne gittim, camdan çıksın bana el sallasın istedim, ayaklarım evin içine gitsin istedim, kokusunu duyayım, sigara böreğini yiyeyim, benimle konuşsun, mutlu olsun anlatacaklarıma istedim, OLMADI!! altııııııııııııı!

4 kere üst üste çorap kaçırdım bugün, zevzeğin önde gideniyim, yediiiii!

He bir de zona vari bişi çıkardım alnımın tam ortasında, şimdi çoğu gitti izi kaldı biraz koyuca, sevgilim Hintli olduğuma inanıyor, yazın güneşte yanıp Mayalı sandıktan sonra, sekizzzzzzz!

Şiddetle bir güney afrika penguenim olsun istiyorum, nasıl bir çözüm bulucaz bilmiyorum, dokuzzzzzzz!

Kasım ayında bu kadar güzel hava hayra alamet değil, ama çok hoşuma gidiyor, onnnnnnn!!

4 Kasım 2010 Perşembe

Bonus Material :)

Hiç susmam demiştim sana...

Annem hep der çok konuşuyorsun diye... Bazen , daha küçükken, okuldan eve döner, bütün gün zaten işte shaftı kaymış anneme anlatır da anlatırdım! Hatırlıyorum surat ifadesinin bir kaç saat sonrasında ne kadar boş baktığını, nasıl kafasının şişmiş olduğunu, nasıl aslında bakıp da dinlemediğini :)

Hep çok konuşurum ben, anlatacaklarım illaki vardır, oraya buraya laf atmasını severim, en olmadı yalnızsam kendi kendimle konuşurum, televizyondaki adamla konuşurum, çiçeklerimle konuşurum...

Bir tek uyurken konuşmuyorum...

Ama uyurken uyandırılınca harikalar yarattığımı keşfettik yeni yeni...

İlk tecrübe sevgili için biraz korkutucu, benim için anlamsız, ertesi gün ikimiz içinde büyük kahkaha konusu... Koltukta uyunan bir gecenin ortasında yatağa gitmek için sevgili tarafından uyandırılan ben onu kolla, bunu ara, kapıya gidelim, belki ordadır diye ortalığı o kadar karıştırıyorum ki benim uyku sersemi sevgilim sarsarak kendime getirdi beni, saatlerce güldüm korkmuş suratının haline... Olay her ne kadar bir ara " sen beni rüyanda kiminle aldatıyordun" a dönmüş olsada, ertesi gün sevgiliden kendimi seyrettikçe yerlerde süründüm gülmekten!

Geçti, bitti, bir kerelik diye bir kaç gün gülüp sonra unuttuğumuz olay geçen hafta yine tekrarlanınca ve ben anlamsızca yine sağa sola koşturup (hiç üşenmeden hem konuşup hem spor yapıyorum iki uyku arası) birşeyler anlatınca karar verildi, beni kimse yerimden kıpırdatmayacak uykum derinken... Ne ilişkinin ne de benim sevgilinin üçüncü bir pandomimi kaldırabileceğini sanmıyorum çünkü...

Ne var, niye deli diyorsunuz ki.. Bazı hatunlar var horluyor gece, bazıları var pırtlayıp duruyor, ben uykumda sessizim, ama uyandırırsanız saçmalıyorum işte...

Hamiş 1 Resim Dmitry Maximov'un...

Hamiş 2 Sevgili kızacak yine benden bahsediyorsun arada diye, çaktırmayın!

PMS - DMS - AMS...


Biri bana biz hatunların hayatını bir ucundan ya da diğerinden kolaylaştıracak birşey çıktı desin ve de kullanalım bakalım işe yarıyor, gidip altının tam ortasından öpücem o şahsı...

Her acılı, ağrılı, kanlı, hayattan çalan hatta küstüren olay nedense bizim başımızda... Gel gör ki erkek milleti çükün ucundan bilmem kaç milim et aldırıyor - ki genelde de artık bunu doğar doğmaz yapıyorlar - sanki kolları ampüte edilmiş gibi bir ömür anlatıyorlar! Yahu dangalak, anlamamışsın bile ne olduğunu! Hadi anladın diyelim - bazılarını askere giderken sünnet ediyorlar çünkü - o zamanda zaten ailen toplamış eşi dostu akrabayı altınlar takılmış, oyuncaklar alınmış... Daha ne istersin 2 milimlik kayba bütün çocukluk çeyizin çıkmış!

Her hem cinsin başında, bana bir ayrıcalık yapın da bazılarından kurtulayım deme şansım yok! Dolayısıyla şikayetimi evrene yazıp yolluyorum ben! Bıktım sevgilinin beni abuk subuk davranışlarım karşısında "PMS değil mi?" diye mazur görmesinden!! Bıktım tam "Ohhh bu hafta sonu duvardan duvara" planları yaparken en kanatlılar ve en babaanne donları ile kös kös oturmaktan!! Bıktım biraz geç kalsa üzerine işemeyi bir türlü beceremediğim çubuklarla tuvaletlerde squad yapmaktan!!

Ve bıktım sevgilinin bu PMS konusunda çok haklı olmasından! İzliyorum kendimi her ayın o muhteşem günlerinde, tam bir psikopatım! Durduk yere kavga çıkarmaya, ota boka kızmaya, kurup kurup kudurmaya o kadar meyilliyim ki, kendimi bile korkutuyorum Yedikule zindanları gibi karışık komplo teorilerimden! Bağırıp çağırmalarımın ne başlangıcı ne sonu bellli değil, adamcık çözemiyor soruyor her seferinde " sen şimdi ne demek istedin, benden ne yapmamı bekledin" diye...

Bu sebeptendir ki ben iki günlük PMS - bir de 1. gün DMS'de tüm dünyadan izin istiyorum! Herkes mümkünse huyuma gitsin, gidemeyenler için arka koltuklarda boş yerlerimiz var, mümkünse gözüme gözükmesin!

Merci...

25 Ekim 2010 Pazartesi

Durum Raporu

Demek ki ben mutsuz olunca yazıyorum, heralde yapacak başka işim olmuyor...
Demek ki iki işi birden de yapamıyorum, bir taraf hep ağır basıyor...
Demek ki zaman yok diye bahane uydurmak kolay geliyor, zaman kavramını unuttum var sayıyorum...
Anlatacaklarımda var... Ama acı yok içinde hep mutluluk... O zaman da "sevgiliyle yemekte", "sevgiliyle gezmekte", "sevgiliyle yatakta" vari Ayşecik serisi blog'u olsun istemiyorum...
Adam bassa totoya tekmeyi görün bakın döküm döküm dökülücem...
Yok tabii öyle bir isteğim, hatta hiç bilmediğim, denemediğim bir kulvara girmek üzereyim...
Belki de o yüzden bu kadar kelimelere hakimiyetsizliğim... Ne anlatmam gerek, anlatırsam bozar mıyım, tekrar yapamam...
Bi havalara tiltim bu aralar, bir de dolara!

24 Eylül 2010 Cuma

Hal bu olunca...


Yazmak için de kelimeler bir araya gelmeyince, uzuuuuun sessizlikler olabiliyor insanın hayatında...
Çok anlatacaklarım var halbuki, ama çok koşturmacanın içindeyim...
Çok sevinçlerim var, şaşkınlıklarım yanı, ama vakitsizlikten şikayetçiyim...
Bir de yine şu mevsim geçişine rast geldik, uykum bitmek bilmiyor...

Charlie kızacak ama mutluyum, okuduklarım için, yaşadıklarım için, planlarım için, sevdiklerimin başına gelen tüm güzel haberler için, gördüklerim için, yiyip içtiklerim için, yeni tanıştıklarım ve çok sonra karşılaştıklarım için, kalbimi avcunun tam içinde tutan sevgili için...

Mutsuzum... 30 yaşında ikinci ergenlik yaşayıp, utanmasam dilimde bile sivilce çıkaracağım ve hayatımda en inanarak söylediğim HAYIR'ın bir boka yaramaması için... Neyse, bugün politika yok, çok uyku var...