19 Ekim 2009 Pazartesi

Duşa kabin çıktı mertlik bozuldu...


Bende istiyorum.... Ama nereye takıcam ki...

W.T.F. !!

Şu kafa geçsin gitsin bitsin istiyorum...
Nasıl geçer gider biter bilmek istiyorum...
Cırcır hayatlar yaşayan herkesin suratına haykırmak istiyorum...
Aşık olmak istiyorum...
Mantık, taktik, oyun, olmadığın gibi gösterme çabalarını mümkünse bir dokunuşla yok etmek istiyorum...
Daha çok zaman istiyorum, kendim için, kitaplar için, uyku için...
Birbirini ölçme, tartma, tanıtma sürelerinin bu yaşta biraz daha sevimli ve çekilir olmasını istiyorum...
Herşeyleri bir yerlere fıtlatıp atmak istiyorum...
Bu adam nereden çıktı, ben ne yapıyorum diye durup bir düşünmek istiyorum...
Haybeye gönül ve vücut bağı kurmaları durdurmak istiyorum...
Umursamama, erteleme, öteleme gibi kendime zarar verdiğim huylarımdan kurtulmak istiyorum
Tüm sahte insanların, sahte hayatların, sahte lafların, kandıranların, mal gibi kananların, iletişimin biipp biiip ve dıııtt dıııttt ile sınırlı olduğunu sanıp ağzı iki çift laf yapamayan salakların, tepeden tırnağa süzen çiğ bakışların, iyi ile kötüyü kendine göre uydurmaya çalışanların şimdi, hemen, anında yok olmasını istiyorum...
Sarılıp uyuyabilmek istiyorum, kaçıp saklanmak değil...
Ne istediğimi bilmek istiyorum bir de...

16 Ekim 2009 Cuma

aLLoooo Galaksy Taksi...

Hanımefendi bir taksi lütfen... Aklımda şu an bir yer, kesinlikle bir yön ve cüzdanda da bozuk yok! Siz yollayın taksiyi, biz hele bir yola çıkalım. Yolda belki aklıma gelir gitmek isteyebileceğim bir yer adı, o zaman şoför beye yardımcı olucam... Baktık olmadı, taksimetre de çok yazmaya başladı - ne yapalım - tornistan geri!

Sigara içilen bir taksi ile konuşmayan bir taksi şoförü tercihimizdir! Kendi seslerimi bile duyamıyorum bu aralar, başkalarını hiç kaldıramayacağım... Müzik derseniz... Hadi ılımlı olayım, bu aralar zaten bir yayık ayran modudur gitmekte! Müslüm de çalsa Bach da hırpalamayacağım bu konuda kendisini! Volümü ayarlı tutsun yeter...

Yeter... yetmez... yeter...yetmez... Heh son yaprağı papatyanın ve yeter anasını satayım!

(Foto Helmut Newton'a ait!...)

14 Ekim 2009 Çarşamba

12 Ekim 2009 Pazartesi

Topukların sivrisinek halleri ile mor kol arası...

Ne garip havalar bunlar... Kış kışlığını bilemiyor gibi!?
Herkes gibi, herşey gibi hayatın bir yerlerinde iki arada kalmışlık var havada da... Hayvanlar bile şaşırmış durumda bu uzun aralardan! Sivrisinekler mesela... Ne zaman bu kadar saçmalaştılar? Niye topuğundan ısırırlar insanı? Ekimin ortasında hemde... Niye arılar gece gezmelerine başladı? Ve hepsi ışığı gördükleri ilk açık camdan içerideler?
Onlar bu kadar etkileniyorsa bu aralarda benim savrulmalarım normal o zaman...
Çok geç keşfettim sanırım, ya da öncesinde hiç düşünmedim havalar soktu bunu aklıma ama her adam ayrı sevişmekte farkında mısınız? Ayrı tatlar ya da tatsızlıklar bırakmaktalar vücutlarda... Bir bedende kaç iz birikir birine ait? Birkaçına, birçoğuna ait? Beden nasıl unutur bir öncekini, bir sonrakini kucaklarken? Ne zaman sarılıp uyumayı bilirsin birine, nefesin yanında tıkanmadan, bir yerlere geç kalıyorum kabusları görmeden? Nedir en ileri gidebilirim dediğin mesafe? Ve kaç kere geçersin o mesafeleri arkana dönüp bakmayı akıl etmeden? Limit nedir hayatta? Kendi koydukların mı sana sunulanlar mı? Beklemediklerin hep olurken beklediklerini niye hep beklersin, olmayacağını bile bile? Kaç hata yapma hakkın var bir mevsimde? Ya uzun süren mevsim geçişlerinde? Nedir beyni uyuşturan? Bir gramlık beyaz toz paketleri mi yoksa düşüncelerin en derini mi? Belki de düşüncesizliklerin ta kendisi!? Bir gece önce sen olmadığını sandığın, düşündüğünde gülümseyip, utangaç şarkılar söylediğin gecelerin sayısı kaç olmalı peki?
Kolum mor, paket bitmiş, utangaç şarkılar dilimde, gülümsüyorum ve yanımda kolonya şişem; topuklarıma boca ettiğim... Bu uzun mevsim arasının en garip gecesini, anlamlaştırabiliyor muyum sorusuna cevabım omuz silkmek oluyorsa o zaman ya yine yanlış denizlerde yüzüyorum, ya da başımıza gelecek var!
Yağmurlar yağsın artık... Yağsın ve suratımı ıslatsın! ve sonrada bolca kar... Altına gömülüp, soğuğu iliklerime kadar hissetmek istediğim kadar bol!!

Haftasonundan diyaloglar...

Birçok yere uğranılan, birçok insanla çok eğlenilen, birkaç hiiiççç planlanmayan olaya imza atılan, garip ama güzel, yorucu ve grip başlangıcı ile kapatılan bir hafta sonu...

Bir iki konuşma geçti etrafımda paylaşmadan geçmek istemedim başka konulara...

(Cuma gecesi bir balık keyfinde, iki masa arasında bir yerlerde)
SAĞ MASA BAYANLARI 1: uffff, şu çocuğa bak ne kadar hoş, ne karizmatik!
SAĞ MASA BAYANLARI 2: Ayy evet, şu Cem Garipoğlu'na benzeyen di mi?
(oha yani ohaaaaa, bin kere ohaaa! Nedir bu caniyi milli kahraman yapma sevdası anlamam! Uleynn saçını sarıya boyatırken uçlar ile birlikte beynide yaktıran hatuncum! Bahsettiğin şahıs 17 yaşında ve kafayı canlı canlı kesmek sureti ile bir kızın hayatına kıydı! Ne hoşluğu, ne karizması? Ya da sarışınlar hakikaten bu kadar embesil mi?)


(Cumartesi gecesi Reina'da, yine iki masa arası bir yerlerde)
SARHOŞ yada TAKLİDİ YAPAN ADAM: Kimsiniz tanıyamadım?! (yaklaşmakta olan full transparan hatuna - gecenin sabah karşı 3 suları)
YAKLAŞMAKTA OLAN FULL TRANSPARAN HATUN: Allah'ın bir lütfu...!!!
(Özgüven farklı birşey tabii!)

9 Ekim 2009 Cuma

Bugün...

çocuk yapmak istiyorum ben...
Yapıcak birşey yok da bunu istiyorum değil... Çocuk yapmak istiyorum ben... Bana benzer (mümkünse görüntü değil, ruh olarak) ama 21. yüzyılın tüm gerçekliğinden ve açıklığından beslenip daha da akıllı, daha da bilen, araştıran, planlayan, oynayan, şaşırtan...
Bugün çocuk yapmak istiyorum ben! Aksiyondan çok meyvasına konsantre olalım lütfen...