23 Temmuz 2010 Cuma

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Özledim teninin kokusunu özledim...

Okulların tatil olduğu zamanları özledim...
Bütün gün orada burada gezen, yatağından geç kalkan yumurcakları kıskanıyorum...
Geceleri ben 11sularında yastığa beş santim kala sızarken, onların sokaklarda fingirdeşmesine illetim...
Fame City'i özledim...
Top havuzunda yüzmek için boyum uzun kaldı diye dizleri çaktırmadan kırdığım günleri...
Bir de her deliğinden kunduz kafası çıkan alete elindeki sopa ile - en büyük düşmanıymış gibi vuran babamı seyretmeyi...
Pazartesi günleri kimin Fame city fişleri daha çok kavgalarını...
Yazz'ı özledim...
Tatilya'nın cumhurbaşkanını...
Anneannemin çilek reçelini özledim...
Son kavanozu kime verdiğini bilmemek yanı, o şahsın da ağzından devlet sırrı gibi tek kelime çıkmamasına tilttim...
Bugün mezarına gidip " aaa çok güzel olmuş mermeri, çiçeği" diyecek olmaktan mutsuzum...
Deniz kokusu üstümüze sinmişken, karanlık bahçelerde korku filmi anlatıp çığlıklar atmayı özledim...
Eve çıkan beş kat merdiveni o kadar saçma film özeti üzerine Usain Bolt edasıyla tamamlamayı...
Okulu kırmak için en Deli'm ile yüksekçe metrelerden hastanenin bahçesine atlamayı özledim, nasılsa birşey olursa hastanedeyiz diye birbirimizi kandırarak...

Daha naif, daha az yorgun, daha plansız, daha yaz, daha ergen, daha şişko, daha vurdumduymaz, daha aptal ama daha mutlu olduğum zamanları özledim...

Halkalı steplerindeki güneşe nazır, leb-i boklu dere manzaralı, kliması olmayan akvaryum  ofisimde oturup, susmayacağına kanaat getirdiğim telefonları açmak üzere güç toplarken herşeyi özledim...

8 Temmuz 2010 Perşembe

SiMiT aŞKıNa...


Beni tanıyanlar bilir iştahım pek yerindedir... Yemek için adam satarım, tabağımdan yemek almak isteyenlerin rastgelen yerlerine çatal saplarım, belli saati aşan açlıklarda gözüm döner, çok agresif ve depresif olurum, bunu da aşarsa oturur ulu orta ağlarım, karnım açtır çünkü... Herşeyi yiyebilen inanılmaz bir çöp midem vardır, yemek seçmem, sevmediklerimi özellikle belirtirim ki sonra oturduğum sofrada tatsızlık olmasın... Zamanında tatlı, tuzlu, sulu, kuru, baklagil, puding karışımı bir tabak ile açık büfeden masama ilerlerken restaurant şefi gelip elimdeki tabağı almış, suratıma "emeğe saygılı ol" diye haykırmıştır...

Ama iki şeyin hastasıyımdır...

DÖNER

SİMİT

Her ikisini de sabah öğle akşam ve ara öğün olarak değiştire değiştire yer, hiç sıkılmam! Maalesef sağlıklı yaşam, kilo verme, bir daha almama uğruna döner hayatımdan 11 ay önce çıktı... hiç kimsenin acıtmadığı kadar acıttı bu ayrılık canımı, her dönercinin önünde ağıtlar yakmak, her döner yiyene düşman olmaktan yoruldum! Ama bitti, her biten şeyin acı verdiği, her güzel şeyin de birgün bittiği gibi...

Elimde kalan simit ile mutluluğu yeniden yakalamaya, eksiklikleri doldurmaya çalışırken, aptal bir besin duyarlılık testi, elimden onu da alıp götürmeye çalıştı! 800'e yakın besin arasında iki şeye duyarlı çıktı benim şahsına münhasır bünye! Mercimek, ki yemezsem ölmem, ve susam... Hatırlıyorum gözlerim kararmış, bayılacak gibi olmuştum besin duyarlılık testini yapan sözüm ona doktor " hayatınızdan simidi K.E.S.İ.N.L.İ.K.L.E çıkaracaksınız" dediğinde... Dinledim mi, hayır... Dönere yaptığım sadakatsizliği, simite yapmadım! Daha seçici oldum sadece Bakırköy simidi aldım, Nişantaşında kıtır simitleri görünce iki katı daha pahalı diye almamazlık etmedim, pastane simitlerinden nefret ettim, sevgilinin yaptığı kaşarlı simitleri mideye soluksuz indirdim! Ve sonunda sokağımın köşesinde dünyanın en güzel simidini keşfettim! Benden çok  genç olduğuna inandığım simitçi ile aramızda gün geçtikçe farklı bir ilişki oluştu, önceleri bir kornaya benim gevrek simidi hazırlayıp elime tutuşturan simitçi zamanla muhabbet etmeye başladı! İltifatlar simit tablasındaki simitler kadar güzel... Çok güzelim, bu sabah yine çok şıkım, birkaç gün uğramazsam nerdeyim, ne iş yapıyorum, neden iki gündür uğramıyorum, yine çok güzelim... Hem simit yiyip hem güne iltifatla başlamak nedir bilmeyenler anlamaz beni... Ama bende zamanla birşeyleri anlamamaya başladım! Simit 60 kuruş, nefret bir para, bir araya gelmesi zor oluyor bazen... Başlarda 1 lira verip üstünü aldığım simit, iltifatlar ile beraber zamlandı... 1 lira veriyorum, çok güzelim, nerdeyim, iyi bakıyorum kendime... Para üstü yok!! 1 lira veriyorum, çok güzel yanmışım, işler rast gitsinmiş... Para üstü yok!! 1 lira veriyorum, zayıflamış mıyım, saçımın rengi çok güzel olmuş... Para üstü yok!! Türkiye'nin en pahalı simidini yiyorum, her gün kaşıntı içindeyim, iltifat gırla, ama para üstü yok!

Amaaaannn diyorum bende... SiMiT aŞKına değmez mi?

6 Temmuz 2010 Salı

It's one of those days...

Dinlemekten sıkıldığım, ama kimsenin susmayı bilmediği...
Nefes almak istediğim, ama havanın az geldiği...
Bitiririm sandığım ama totomun hiçbirşeyi bitirmeyi yemediği...
Elimi eteğimi herşeyden çekmeye dört gözle bakıp, yalnız kalmaktan korktuğum...
Bir süreliğine susma hakkımı kullanmak isteyip, hep cevaplar beklenen...
Hiç susmamacasına anlatmak istediklerimi anlatıp, içimde zerre toz bırakmayacağım...
Halen daha kırmaktan korktuğum...
Halen daha kırılmaktan ürktüğüm...
Soğuk duşun bir işe yaramadığı...
Beynin yerinden çıkarılıp bir süre temiz havada kalması gerektiği...
Tüm sistemin yeniden başlamasının çok istenip, zor olduğu...
Bir sahil kasabası hayalleri kurup, dev betonlar arasında sıkışıldığı...
hiç kimseye ve hiç bir şeye istenilen özen ve zamanın verilemediği...
Midenin hep ağızda, ağzın hep içkide, kalbin hep elde, ellerin çok boş, aklın uzaklarda, vücudun hep bilinen yörelerde, sözlerin hep yarım, için pek bir dolu, bakışların görmeden olduğu...

Yine bir ara kapıyı kitleyip, hard core müzikler dinlemek lazım.... 

30 Haziran 2010 Çarşamba

Bu puslu ve ıslak günlerin motto'su da bu olsun...

Deniz güzel, kum güzel, rakı şiş kebab güzel, yine gelecek ben...

Tatil bitti...
10 gün kıpırdamaksızın yatmak, bünyeyi sadece kahvaltı, öğle ve akşam yemeklerine sürükleyecek kadar hareket ettirmek, çocuk vızıltıları dinlemek ( bu tatilden sonra nihai kararımdır, 0 çocuk yapacağım), yağmurda denize girmek, akşamları şallara sarınıp oturmak, sevgiliyi özlemek, anne baba ile tuvalet dahil herşeyi HER GÜN paylaşmak, denize girerken brrrrrr'lamak, akşam üzeri müziklerde salınmak, çalan her şarkıyı sırası dahil ezberlemek, dondurma yemek, gün batımını seyretmek, Balili hatunlara kendimi mıncıklatmak, gözlükler arkası etrafı kesmek bitti...

Kürkçü dükkanıma geri döndüm, sevgilime geri döndüm, evime geri döndüm, çiçeklerime geri döndüm, Muson iklimine girdiğine tüm kalbimle inanmaya başladığım İstanbul'a geri döndüm, çalışkanlığıma geri döndüm, bir sonraki çıldırmaya kadar da gitmem heralde bir yerlere...

Yeni senaryolar eşliğinde tiyatronun perdelerini açma zamanı şimdi... (bunun orjinal versiyonu sevgiliden çıktı geçenlerde, dibim düştü laf arasında fırıldayınca o cümle...Seviyorum ben bu adamı, çok akıllı!)

Hoşgelmişim....

18 Haziran 2010 Cuma

Hisseli Harikalar Kumpanyası KAPIYOR Perdesini...


Tam bir sene yazdım...
Birilerinden nefret ettim...
Bir adamı çok sevdim, sevgilim yaptım...
Kendimin bile inanamadığı yemekler pişirdim...
16 kilo verdim...
Birşeyleri hayat felsefem yapıp, bazılarını hayatımdan sildim...
Yine deliler gibi içtiğim günler oldu, ehliyeti kaptırdım...
Yeni insanlar tanıdım...
PAMUK'u kaybettim :(((....
Karlarda yürüdüm....
Yağmurlar altında ıslandım...
Bol küfrettim....
Sızdım, ayılamadım....
Çok ayıktım, kaldıramadım...
Hakkımı yemeyin çok çalıştım...
Zam aldım...
Kavga ettim...
Memleketi kurtaramadım...
Yeni şeyler öğrendim...
Sevgili sayesinde daha yeşil bir insan oldum...
30 OLDUM !!!...

Ve bir sene sonra perdelerimi 10 günlüğüne kapıyorum... yine aynı yerde olacağım, bir yere bu kadar mı anı birikir... Yine aynı insanlarla olacağım, insan hiç mi sıkılmaz... Sevgilimi çok özleyeceğim, onu da tabut boyu valizime mi atsam... Ayaklarımı taşlarda kaşıyacağım, ben kum mu sevmiyorum acaba... Balıklara saldan ekmek atacağım, geçen seneden beni hatırlarlar mı ki... Birçok şeyi geride bırakmış olacağım, büyüyor muyum artık... Daha sakin olacağım, acele etmekten mi usandım ben...Denize gireceğim, bol bol, her senekinden çok mu ama... Kafamı dinleyeceğim, ben benle yalnızken biri beni sorarsa ne demeliyim...

Yayında emeği geçen herkese teşekkür ederim... A.S.A.P görüşmek üzere...