4 Temmuz 2009 Cumartesi

Anneanne'den son günlerin en oturaklı sözü...

Hayatta hiçbirşeye haddinden fazla üzülmeyeceksin !!!

Yürrü be Pamuk'um beeee...

Harika...

Beynim grip oldu demiştim yaa?!
Bende grip oldum... Bu sıcak ta bu kadar nemle! God damn air co!!

3 Temmuz 2009 Cuma

Bu yazı biraz puslu...

Beynim grip oldu bugün...
İçim üşümekte... Hayatla birbirimize söz vermediğimizi farkettiğimiz bir dönem...Dolayısıyla yine yarı yolda bırakmaktayız birbirimizi...
Yeni bir izim var bu döneme ait bedenimde... Ve bu izle beraber anladım ki ben beyin griplerim ile, kalp kırıklarımı vücuduma kazıtmaktayım... Her zorlu dönemeç, hiç unutmayayım diye seçtiğim, beğendiğim, istediğim köşelerinde yerini alıyor vücudumun...Konuyla, kişiyle, olayın özeti, anafikri, geneli, özeli ile hiç ilgisi olmayan izler... Ama ben biliyorum ya hangisi nereye, kime ait... Yetiyor bana...
Demek insan beyin üşütüklüğü ile kalp soğukluğunu, vücuduna saniyede 60 kere giren bir iğne ile tatmin edebilmekte... Hele birde bunu gecenin 12lerinde yapıp, üstüne sanatını takdir ettiği kişiyle oturup kafaları dumanlarsa, şerbetliiiiii ekmek kadayıfı...
Üzerimde seneler öncesinin bir elbisesi... anılardan tozlanmış ama eteklerinden tutup silkeledim bu sabah... özlediğim anlar var üzerinde diye, geçirdim üzerime... Biliyorum ki ben bu anlarıda özleyeceğim... Neyi, kimi, nereleri özlediğimi bilmeden...
Yeni bir yanılmayı anlatmak için bir arkadaşımı aradım bugün... Paylaşırız bu tür başarısızlıkları hayatımızda, bazen üzerine kadehler kaldırırız en derbeder halimizin, bazende şarkı söyler o bana... Sesi çok güzeldir... GÜZELDİ...
Bugün de o günlerden biri olsun istemiştim... Bugün de açıp sesini duyayım, hatrını sorayım ve akşamına yanına kaçayım istemiştim, ama telefona annesi çıktı...Ölmüş dün gece... Kanındaki kanser, herşeye rağmen, tüm direncini kırmış arkadaşımın... Halbuki iki hafta önce yanındaydım, yorgundu, sıkılmıştı sıcaklarda tedavi görmekten, ama mutlu mesut boğaza karşı oturmuş muhabbet etmiştik yinede... Ben mutluydum o zaman... Kalbim üşümemişti bu kadar çok... Hatta "sesinde yakamozlar var, sevmesen bile bu adamı dilediğin, istediğin, düşündüğün gibi keyfini çıkar" demişti... Patican'a "erkenden" ev aramaya başlamıştık...
Bugün ne erken ne geç... Bugün patican evsiz... Bugün hayatımda ilk defa bir kediyi ağlarken gördüm ve gözyaşlarım onunkilere karıştı... O "annesini" kaybetmişti, ben arkadaşımı, onun kalbi üşümüştü, benimse günlerdir soğuk, o da sevecek birini aramak zorundaydı yeniden, bende...
Madem ölüm var bugün Patican ve benim hayatımda, madem sevgisiz kaldık biz beraber, madem üşümekteyiz, o zaman en damarından Metin Altıok koyuyorum önünüze...

Evet sırasıdır, ölümden konuşacaktık,
İntiharın ebruli ipliğiyle
Bir düğün gecesinde senin
Yakası işlemeli giysinden.
Kapı kapı dolaşıp, etamin ve goblen
Örtüler satan bohçacı ölümden.
Boynuna taktığın eğri taneli
İki sıra inciden konuşacaktık,
Seni ürküten tren sesinden
Ayı gölgeleyen tekinsiz gecede
Karşımıza apansız çıkıveren
O ihtiyar dilenciden.

Gel ölümden söz etmeden önce
Bir şeyler içelim seninle.
Buğulu bir bardağın içinde,
Buzlu ve limonlu votkayla birlikte
Konuşalım ölümden,
Bir samanyolu olsun masamızın üstünde.
Hadi gel konuşalım,
Sulanmış bir taşlığın serinliğinde.
Akşam sefaları içinde,
Bir masa, birkaç sandalye
Ve ikimiz ölümden konuşalım,
Senin ağzında gül, benimkinde menekşe.

Yarına var mısın söyle?
Doğacak çocuğa, çığlığa, ishak kuşuna,
Rüzgarın savurduğu tohuma,
Kavağın pamuğuna var mısın,
Bir ağacın kavına,
Deri değiştirmesine yılanın,
Kozadan çıkan kelebeğe,
Hatmiye, atkestanesine?
Hadi gel öyleyse ölümden konuşalım.
Belki de tümüyle aykırıdır gerçeğe,
Ama ne olursa olsun biz yine
Ölümden konuşalım seninle

Ölüm de vardır yaşadığımız her şeyde.
Bir bardak çatlarsa durduğu yerde,
Bir aşk ansızın biterse,
Ayna kırılırsa yüzünle birlikte,
Zamanıdır konuşmanın ölümden.
Bir çiçek olağanüstü güzellikte
Açıvermişse bir sabah,
Bir topal aksamadan yürümüşse,
Hadi gel ölümden konuşalım;
Yüzünü al basmış hasetçiden
Ve onun elindeki kuru değnek bile
Filizlenir sevgimizden.

Patican ve ben bu gece belki sarılıp uyuruz birbirimize, gözyaşlarımız yastıklarımızı ıslatır belki kaybettiklerimize, grip olmuş beynimize, belirsiz geleceğimize...

Depresifiz bugün, ve bu yazı biraz puslu... Ne yapabilirim ki, hava ve hayat ne kadar güzel olursa olsun, bu kafa bugün yerinden kalkmıyor, ağırlık yapıyor da yapıyorsa...

NaZıM hİkMeT...

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum...

Yanlış birşey demez bence bu adam :)

"YOU NEED CHAOS IN YOUR SOUL TO GIVE
BIRTH TO A DANCING STAR"


NIETZSCHE

2 Temmuz 2009 Perşembe

Hani rüyaların tersi çıkardı hep...?!

Uzunca tatilden sonra, "özledim" demişti, "görmek istiyorum"....

Görüştük zaten... süzme yoğurt ve 3 limon istedi benden yolda... Hepsi tamam, ağzım kulaklarımda çalmıştım kapısını... Traş olmuştu... Evde yanık yağ kokuları, yemek hazırlıyordu... "Yanmışsın gerçekten" demişti... Süzme yoğurdu tavada çevirdiği havuçlarla karıştırmış, havuç salatası hazırlamıştı... Salata denmesine kızmış havuç terator diye düzeltmişti... Biz yinede dışarıdan sipariş etmiştik yemeklerimizi, ketçap yok diye ortalığı birbirine katarak...

Arkadaşının yeni doğan bebeğini anlattı...

sarıldı sonra, çook sonra... televizyon seyrettik...

Masaj kabiliyetimi ilerletmiştim, masaj istedi... bol kıllı adama, yağ/krem sürülmeden masaj nasıl yapılır? ama yaptım... uyudu biraz mayışıp yanımda, bende çaktırmadan yüzünü seyretmiştim... sonra öptü, kokladı, uykuya daldık özlem yeterince giderilince...

alacakaranlık ile gecenin aydınlığı arasında bir rüya var sonra hayalimde... bitiyor herşey, kopuyoruz, savruluyoruz köşelere... kırgınlık var rüyada... gözyaşı var... uykumu aydırıp gözümü açmaya çalışıyorum, yanımda olduğunu hissedeyim, bu bir rüyadır diyebileyim diye... olmuyor... sonra uyandım... dudaklarımda kendi gözyaşımın tuzu, yanaklarımda nem... sessizce dökmüşüm rüyanın etkisi ile tüm gözyaşlarını... Sarılmış yatıyor kollarımda...

rüyaların tersi çıkar dedim kendi kendime...

Çıkmıyormuş...

Tenini, omuzlarını, ayaklarını, dudaklarını, komikliğini, sıcaklığını, birlikte uyumayı, kaşık gibi sarılmayı, sevişmesini sevdim... hepsi bir rüyanın içinde eridi gitti...

1 Temmuz 2009 Çarşamba

"Özgürlüğümü ve sorumsuzluğumu istiyorum" dedi...

Bende dün gece özgürlük ve sorumsuzluğunu armağan ettim ona...

Kalbimi deli divane yakan adamla, binbir parçaya bölen aynı...

Gözler dün geceden beri o kadar pörtlemiş ki ne bilgisayar ekranı görebilmekteyim, ne daha fazla göz yaşı dökebilmekte... Göz alerjisi oldum ben sanırım diye açıklama yaptığım her saniyede, kalbim ve midem aynı anda ağzıma doğru yola çıkıyorlar... koşa koşa tuvaletlere sarılıp, içi dışa çıkarma günleri, HOŞGELDİNİZ...

Çok değerliymişim onun için... Özelmişim... Güzelmişim...Ama ciddi bir ilişkiye hazır değilmiş...

Heh, CİDDİYET... Nedir bu ilişkide ki ciddiyet kavramı?

Ben sanmaktayım ki 4 aydır bir adamla hafta sekiz gün dokuz buluşuyor, buluşamadığın zamanları msn/face/blackberry messenger gibi zamanzingolarda konuşarak geçiriyor, buluştuğun her gün, günde 3 posta sevişiyor, birbirine yeni yeni tanımanın verdiği keşifler ile sevdiği, beğendiği şeyleri hediye ediyor, kahkahalar ile gülüyor, konuşacakların hiç bitip tükenmiyor, birde hafif uzun vadede konser, yemek, buluşma, arkadaşlar ile kaynaşma planları yapıyorsan bu iş bir şekilde ciddiye binmiştir... Geriye bir görüşmediğin zamanlar kalır, onlarda da ufaktan haberdarsan birbirinin ne yaptığından, gönlünde rahatsa, daha ne ister ulan insan?!

Kelime anlamını yanlış biliyorum heralde diye sözlükler mi açmadım...

Ben mi karıştırdım yaşamaya yaşamaya ilişki nediri diye, döndüm 4 ay öncesine tek tek neler yaptığıma baktım...

Ve sonunda karar verdim ki...

Bir dahaki sefere kalbimi benden yüreksiz birine vereceğime köpeklere atayım... Hem birilerine bir faydası dokunur, hem de daha havalı bir hareket olur.